Hz. Yusuf’un mücadele örnekliği -2
26 Nisan 2017
Hz. İbrahim’den Hz. Muhammed’e Peygamberlerde Hicret
26 Nisan 2017

Kur’an’da Ye’cûc ve Me’cûc

1- Giriş

11 Eylül eylemi sonrasında, Amerika’nın başlattığı Afganistan ve Irak saldırıları ve akabinde İsrail’in Lübnan ve Filistin saldırıları; tüm dünyada endişelerin artmasına sebep oldu.

BOP-GOP gibi yeni Amerikan projeleri; özellikle Amerika, İngiltere ve İsrail’in, yeni saldırı hedefleri arasında Müslüman ülkeler İran, Suriye ve sırasıyla diğerlerinin olması; dünyanın geleceği üzerinde endişeli yorumlara yol açtı/açmaya devam etmektedir.

Tüm dünyada, her tür ve fikriyattan insanların yaptıkları yorumlarda; Amerika ve müttefikleri tarafından dünya üzerinde meydana getirilen kaos ortamının teorisi olarak BOP ve GOP; bu teorinin müsebbibi, fikir babası olarak, dünyanın jandarmalığına soyunan bu ülkenin Hristiyan başkanı George Bush ve onun Avangelist Protestan anlayışı gösterildi.

Neydi Bush’un Avengelist Protestan anlayışı?

Tevrat ve İncil metinlerinde yer alan rivayetler doğrultusunda oluşan Avangelist inanca göre; kıyamet yaklaştığında Kudüs yakınlarındaki Magedon denilen yerde, Şeytan’ın önderliğinde Gog Magog denilen yaratıklar türeyecek, Armageddon savaşlarını yaparak tüm dünyada karışıklık çıkaracaklardır.

Bunun akabinde Hz. İsa yeryüzüne inecek, kendisine inanan geçmişteki insanları dirilterek bin yıl (milenyum) yeryüzünde adalet ve egemenliği sağlayacaktır.

“Rabbin kendisi, bir emir çağrısıyla, baş meleğin seslenmesiyle ve Tanrı’nın borazanıyla gökten inecek. Önce Mesih’e ait ölüler dirilecek.” (Selaniklilere, 4.Bab, 16-17)

Bundan sonra kıyamet olacak, İsa ve inananları Hristiyan ve Yahudiler, cennete gideceklerdir.

Bu Protestan Avangelist inanç aslında yeni değildir. İncil’in Vahiy kitabında yer alan şu ifadelere bakalım:

“Bin yıl dolunca, Şeytan zindanından çözülecektir; ve yerin dört köşesinde olan milletleri, Gog ve Magog’u, saptırmak ve onları cenk için bir araya toplamak üzere çıkacaktır. Onların sayısı denizin kumu gibidir.” (Vahiy, 20. Bab 7-8)

İsa’nın ölümünden itibaren, iki bin yıldır, her on, beş, on beş vb. gibi zaman aralıkları vererek bu senaryonun oluşacağını veya oluşmaya başlayacağını öne süren Hristiyanların, Protestan Avangelist denen son yüzyıl radikal formatları; Gog ve Magog savaşlarının, komünizm-kapitalizm çatışması, daha sonra sarı ırk (Çin)-beyaz ırk arasındaki bir çatışmayla olarak tezahür ettiğini öne sürmüşler ancak geçmişte bekledikleri Armageddon savaşları olmamıştır.

Bu fanatik anlayış şimdi Arap-İsrail, İslam-Hristiyan, medeniyetler çatışması beklentisi ile Armageddon’u beklemekte veya bu çatışmaya gelinmesi için olayların akışını hızlandırmaya çalışmaktadır.

Talimi İncillerden II. Petrus kitabında, bu savaşın öne alınması için, Aziz Petrus’un nasıl önermede bulunduğuna bakalım.

“Tanrı’nın gününü bekleyip o günün gelişini çabuklaştırarak kutsallık içinde yaşamalı ve Tanrı yolunu izlemelisiniz.” (II. Petrus, 3. Bab 12)

İşte bu yazımızda, Hristiyanların Gog ve Magog hikayesi, Armageddon (kıyamet savaşı) adı verdikleri gelecekte gerçekleşeceklerine inandıkları bu hadiseyle benzerlik arz eden Kur’an-ı Kerim’deki Ye’cüc Me’cüc’ü Kur’an açısından analiz etmeye çalışacağız.

2- Kur’an’daki Ayetlerde Ye’cûc-Me’cûc

“Sonra yine bir yol tuttu.”

“Nihayet iki dağ arasına ulaştığında onların önünde, hemen hiçbir sözü anlamayan bir kavim buldu” (18/92-93)

Kehf Suresi’nde Zülkarneyn’in yaptığı son sefer anlatılmaya başlanırken vardığı coğrafya şöyle tarif edilmektedir: “Nihayet iki dağ arasına ulaştığında…”

Kur’an’ın bize bildirdiği bu tespit önemlidir. Neden? Eğer daha sonra anlatılacak olan olaylar sembolik veya efsanelerden kurgulanan bir olay olmuş olsaydı, böyle bir coğrafî tarif yapılmasına gerek olmazdı. Hele ki Araplar gibi çölde yaşayan insanlara dağlık bir coğrafyayla ilgili örnek verilmesine gerek kalmazdı.

Kur’an’ın verdiği bu coğrafya tarifinden hareketle, müfessirler bu tarife uyan topografyayı; Arabistan Yarımadasının kuzeyinde yer alan engebeli, dağlık fiziki yapıya sahip Kafkasya, Ural ve Hazar bölgeleri ve etrafında, bugünkü Ön Asya, Avrasya olarak adlandırılan bölgede aramışlardır.

Müfessirlerin bu çıkarımlarının çok isabetli olduğu kanaatini taşımaktayız. Kur’an’ın verdiği örneklerde muhatap toplumun arka planını göz önüne aldığını; yani onlara, balinalardan, foklardan, Amerika’dan, Avustralya’dan, kutuplardan; haberdar olmadıkları şeylerden örnekler vermemiş olduğunu göz önüne aldığımızda; müfessirlerin tahminlerinin oldukça yerinde olduğunu görmekteyiz.

Kur’an, coğrafya tarifinden sonra, o coğrafyanın halk popülasyonu hakkında bilgi vermektedir:

“…Onların önünde, hemen hiçbir sözü anlamayan bir kavim buldu.” (18/93)

Müfessirler “hemen hiçbir sözü anlamayan” ifadesini; Zütkarneyn’in konuşarak anlaşma sağlamakta zorlandığı; onların Zülkarneyn’i, Zülkarneyn’in de onları anlayamadığı şeklinde yorumlamışlardır.

İşte bu noktada Kur’an’ın kıssaya başlarken verdiği coğrafya tarifindeki ayrıntılar gündeme gelmeye başlamıştır.

Müfessirlerin üzerinde durduğu Arabistan’ın, kuzeyinde yer alan engebeli, dağlık bir topografyaya sahip Kafkasya, Ural ve Hazar bölgesi, özellikle Kafkasya, Asya kıtasından, Anadolu ve Avrupa’ya, Arabistan ve Afrika’ya doğru, ilk geçiş yolların yer aldığı önemli bir kavşak bölgesidir.

Bu yüzden günümüzde bile bu bölge popülasyonu “halklar mozaiği” olarak nitelendirilmiştir. Dağlık bir bölge olması, nüfus yapılarının artmaması, kıtalar arası geçişlerde topluluklara yerleşim için geçici de olsa misafirlik yapması, halkın, bölgenin yapısı gereği sert mizaçlı olması; medeni ve ticari ilişkilerde yalnızlaşarak bu bölgenin demografik yapısının karışık bir popülasyonda oluşmasına sebep olmuştur.

Tabiidir ki bu karışık ortam, diğer toplumlara yabancılaşmış bu bölge insanlarının dillerinin de karmaşık olması sonucunu doğurarak Zülkarneyn’in karşılaştığı kavimde de dil sorununu oluşturmuştur.

“Dediler ki: Ey Zülkarneyn! Ye’cûc ve Me’cûc burada fesat çıkarıyor. Sana bir ücret verirsek, aramıza bir set yapar mısın ?” (1 S/94)

Zülkarneyn’in karşılaştığı kavmin Zülkarneyn’den bir istekleri vardır.

Ye’cûc ve Me’cûc denen saldırganlara karşılık, kendilerine onlardan korunmak için bir yapı istemektedirler,

Bu noktada şu sorulabilir: Zülkarneyn’i nasıl biri gördüler ki, ondan bu şekilde bir yardım istemektedirler?

İlginç olan; Zülkarneyn’den, Ye’cûc ve Me’cûc’ün saldırganlığını savaşla önlemesini istemek yerine, aralarına bir set yapmasını istemeleridir.

En son olarak ulaştığı bu bölgede, saldırganlığı önlemek için savaşmak yerine; tekniği kullanarak yaptığı set ile caydırıcılık unsur içeren savunma hattını güçlendirmek ve sulhu sağlamak cihetine gittiğini görüyoruz.

Aynı zamanda Zülkarneyn’in, kendinden yardım isteyen bu topluluğa maddi karşılık beklemeden set inşa etmesi, onun diğer krallar gibi ganimet ve maddi menfaat peşinde koşmadığını göstermektedir.

Müfessirler Kur’an’daki “burada fesat çıkarıyor”, “aramıza aşılmaz bir set”, “artık onlar onu ne aşabildiler ne de bir delik açabildiler” ifadelerinden hareketle; Zülkarneyn’in karşılaştığı toplumun şikayet ettiği Ye’cûc ve Me’cûc’ün; saldırgan, yeryüzünde karışıklık çıkaran, saldırganlığı basit savunma mekanizmaları ile önlenemeyen bir kavim olduğuna hükmetmişlerdir.

Bu saldırgan kavmin özelliklerini baz alan müfessirler tarif edilen bu kavmi; Arabistan Yarımadasının kuzeyinde yer alan, engebeli, dağlık bir topografyaya sahip Kafkasya, Ural, Hazar bölgeleri ve etrafında, tarih kaynaklarınca M.Ö. 700-350 yılları arasında yaşadığı tarihi olarak sabit olan, İskit-Saka kavmine izafe ederek müşahhas hale getirmeye çalışmışlardır.

Bazı müfessirler, Kur’an-ı Kerim’de Kehf Suresi içerisinde anlatılan Zülkarneyn kıssasında geçen Ye’cûc ve Me’cûc’ün; Eski Ahit’in Hezekiel ve Yeni Ahit’in Vahiy bölümünde geçen Gog ve Magog olduğu kanaatindedirler.

Bu konudaki Tevrat ve İncil’de geçen ifadelere gözatalım:

“Ve Gog İsrail diyarına karşı geldiği zaman, Rab Yehova’nın sözü, o günde vaki olacak ki, ateş püsküreceğim.” (Hezekiel, 37. Bab, 18)

“Ve Magog üzerine ve adalarda emniyette oturanlar üzerine ateş göndereceğim…” (Hezekiel, 39. Bab, 6)

“Ve de: Rab Yahova şöyle diyor; Roşun, Meşekin ve Tubal’ın beyi Gog, işte ben sana karşıyım.” (Hezekiel, 38. Bab, 3)

“İşte ey İsrail evi uzaktan üzerinize bir millet getireceğim, Rab diyor: O zorlu bir millet, eski bir millettir ki, sen onun dilini bilmez ve ne dediklerini anlamazsın.”

“…güvenmekte olduğun duvarlı şehirlerini kılıçla vurup yıkacaklar.” (Yeremya, 5. Bab, 15-17)

“Bin yıl dolunca, Şeytan zindanından çözülecektir; ve yerin dört köşesinde olan milletleri, Gog ve Magog’u, saptırmak ve onları cenk için bir araya toplamak üzere çıkacaktır. Onların sayısı denizin kumu gibidir.” (İncil/Vahiy, 20. Bab, 7-8}

Tevrat ve İncil bablarında geçen bu anlatımlar; Gog ve Magog denilen kavim veya kavimlerin inkarcı, saldırgan, savaşçı yapısına temas etmektedir ki; bu anlatımlar Kur’an-ı Kerim’de yer alan Ye’cûc ve Me’cûc’ün niteliklerine uymaktadır.

Müfessirler, Ye’cûc ve Me’cûc’ün tek mi iki ayrı kavim mi olduğu üzerinde durmuşlarsa da bu ikisinin aynı kavim olduğu düşüncesine varmışlardır. Ayrı kavim olarak kabul edilseler bile bu durum, konunun anlaşılması üzerinde herhangi bir etki yapmayacaktır. Tevrat’taki Gog ve Magog’un iki ayrı kavim olarak alınmış olması, belki Ye’cûc ve Me’cûc’ün iki ayrı kavme delalet edebileceğini kabul ettirse bile; bu noktada önemli olan Allah’ın kıssa içerisinde verdiği tarifte yatan özellik, “burada fesat çıkarıyor” anlamının her iki veya tek kavimde tecelli ediyor olmasıdır.

“Bana demir kütleleri getirin, dedi. Getirdikleri kütleler dağlarla aynı seviyeye gelince ‘Körükleyin!’ dedi. Sonunda demir yığını tavlanınca: ‘Erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim.’ dedi. Artık onu ne aşabildiler, ne de delik açabildiler.” (18/96-97)

Zülkarneyn’in demir kütleleri ile set yapma olayı anlatımının bir benzerinin. Eski Ahit’in Hezekiel kitabında da geçtiğini görmekteyiz.

“Ve kendine demir bir saç al ve demir bir duvar olsun diye kendinle şehir arasına onu koy; ve yüzünü ona çevir, ve onun çevresi sarılacak…” (Hezekiel, 4. Bab, 3)

Burada üzerinde durmak istediğimiz bir husus vardır. Zülkarneyn, Ye’cûc ve Me’cûc’e karşı korunma gayesiyle bir set yapmaktadır.

Müfessirlerin ekserisi bu setin muhtemelen kadîm toplumlarda, düşman saldırı ve istilâlarından korunmak gayesi ile yapılan kale tipi surlu yapılardan olduğu kanaatindedirler. Bu görüşlerin çok isabetli olduğu kanaatindeyiz.

Eğer Zülkarneyn savaşçı ve maddiyatçı bir yönetici olsaydı her iki tarafı da savaş veya ezici gücü ile hakimiyeti altına sokar ve onlardan ganimet veya vergisini alır, isteklerini zorla dikte ettirirdi.

Başka bir açıdan yorumladığımızda; tarihçilerin verilerine bakarak, arabalar içinde ve binekleri üzerinde göçebe ve hareketli bir hayat süren İskit-Saka savaşçılarını, kendi düzenli ordularıyla yenemeyeceğini anlayan veya Ye’cûc ve Me’cûc orduları ile karşılaşma imkanı bulamayan Zülkarneyn; yardım isteyen kavmin yerleşme alanını surlarla çevirerek ya da her iki halk arasındaki teması sağlayan bir geçide Kur’an’da bildirilen seti inşa ederek onların savunmalarını muhkem hale getirmiş; böylece kendisinin bölgeden ayrılmasından sonra da Ye’cûc ve Me’cûc’ün tacizlerini engellemiş olabilir.

Nitekim “Artık onu ne aşabildiler, ne de delik açabildiler.” ayeti ile Zülkarneyn sonrası Ye’cûc ve Me’cûc saldırılarının yapılan set vasıtası ile artık engellenmiş olduğu sonucunu çıkarmak mümkündür.

Kafkasya topografyası hakkında bilgi veren coğrafyacılar, Kafkasya’nın iki önemli geçidi olduğunu bildirmektedirler: Derbent ve Daryal geçitleri. Bunun yanı sıra daha az önemli olarak; Avar, Mamison, Sol, Karayan geçitleri bulunmaktadır. Nitekim son yüzyıldaki müfessirlerden bazıları, bu geçitlerin bulunduğu yerlerdeki kalıntılar üzerinde durarak, Zülkarneyn setinin, Daryal veya Derbent geçitlerinde inşa edildiği kanaatine varmışlardır.

Kanaatimizce İslam ilahiyatı içerisinde kurulacak kıssa arkeolojisi veya kıssa tarihi, ilim veya disiplinlerinin araştırmaları ile Zülkarneyn kıssasında geçen anlatımların, maddi verilerine ulaşılabilecek ve kıssanın yeni açılımlarına vesile olabilecektir.

Müfessirlerin bütün ilim dallarında ihtisas sahibi olamayacağı göz önünde bulundurulduğunda, derlemeci anlayışla varılan sonuçların kapsayıcı olmayacağı kanaatindeyiz. Nitekim şimdiye kadar gerek Zülkarneyn gerekse diğer kıssaların anlaşılması üzerinde yapılan tefsirlerde bu derlemeci, eklektik anlayış yüzünden kısır döngüler oluşmuştur. Disipliner anlayışla Zülkarneyn ve benzer kıssalara yaklaşmadığımızda; çabuk sonuca ulaşılacak sembolizm gibi felsefik açmazlarla işi daha da belirsiz bir mecraya götürmek zorunda kalacağımız açıktır.

“İşte bu, Rabbimin rahmetidir. Rabbimin vadi geldiğinde onu yerle bir eder. Çünkü Rabbimin vadi haktır.” (18/97-98)

Ne zaman ki; Zülkarneyn’in yaptığı set ile koruma altına alınan toplum, Allah’ı tanımaz, zulümlere başlar, Allah’ın istemediği tutumlara döner, o vakit Allah’ın ‘vâdi’ gerçekleşir. İşte o vakit rahmetinin eseri olarak Allah’ın Zülkarneyn’in eli ile yaptırdığı set vasıtası ile saldırganlara karşı yaptığı koruma kalkar, Allah’ın azabı azgın topluma ulaşır. İster Ye’cûc ve Me’cûc isterse benzer başka bir saldırgan toplum, onlara musallat edilerek, aşılamayan ve delinemeyen set delinir. Böylece Allah’ın, zulüm yapan, fesat çıkaranlar hakkındaki vadi gerçekleşerek inkarcı o topluma azap ulaşır ve o toplum helak olur.

Allah’ın aşılamaz-delinemez olarak nitelediği aslında yapılan maddi malzeme set değil; seti yapan ve uyulması istenilen mantaiitedir. Yani, tevhid, buna dayanan salih amel, adalet, Allah’a Allah’ın istediği gibi bir kulluktur. Bunları yerine getiren topluma, Allah’ın sözü gereği zalimler ulaşamaz, mesajıdır.

Nitekim müfessirlerin bir kısmı, Allah’ın vadini, bu meyanda yorumlayarak; tarihteki Moğol istilâlarının Allah’ı ve emirlerini dikkate almayan toplumlara ulaştığını ve uğradıkları zulümlerin buna delâlet ettiğini beyan etmişlerdir.

Burada kastedilen bir diğer mesaj ise şudur: Yeryüzünde hiçbir fâninin yapıtı ilânihaye duramaz. Her eserin mutlak bir sonu vardır. Bu yıkılmaz sanılan eserler, sizi Allah’ın büyüklüğünden uzaklaştırıp, bu yapıtların yapımına vesile olanlara, Allah’ın vasıflarını yükletmesin. Yani, Allah’a, onun kullarını ortak edinerek şirk koşmayın.

“İşte bu, Rabbimin rahmetidir. Rabbimin vadi geldiğinde onu yerle bir eder. Çünkü Rabbimin vadi haktır.” ayetinde Züfkarneyn’in yaptığı set kutsanmamış; bilakis Allah’a kulluk edenlerin ayakta durabileceği mesajı verilmiştir.

Yok bu set manevidir, görünmez ve zamanı gelince ortaya çıkar anlayışına sahip iseniz; İşte size tasavvufi bir tefsir anlayışı, istediğiniz kadar ‘maddi yorum’ yaparak Ye’cûc ve Me’cûc’ün de ölmediği veya evrenin bir kenarında kıyameti beklediği gibi İslam dışı şeyler icat edebilirsiniz.

3- Enbiya Suresi’nde Geçen Ye’cûc ve Me’cûc ile Zülkarneyn Kıssasındaki Ye’cûc ve Me’cûc’ün Değerlendirmesi

Ye’cûc ve Me’cûc ismi Enbiya Suresi’nde de geçmektedir:

“Ye’cûc ve Me’cûc’ün önündeki engeli kaldırdığımızda her yandan akın ederler” (21/96)

Enbiya Suresi’nde geçen bu ayet ile Zülkarneyn kıssasında yer alan Ye’cûc ve Me’cûc anlatımları birleştirilerek yapılan teviller; kıyamete yakın Zülkarneyn’in yaptığı setin yıkılacağı ve bu seti yıkanların, Zülkarneyn kıssasında anlatılan Ye’cûc ve Me’cûc olacağı yorumlarına sebep olmuştur.

Yorumcuların çoğu Enbiya Suresi’ndeki Ye’cûc ve Me’cûc’ün, Zülkarneyn kıssasında anlatılan Ye’cûc ve Me’cûc’le aynı olduğu düşüncesindedirler.

O halde bu yorum bizi iki kesin kabule götürmektedir:

a) Zülkarneyn kıssasında anlatılan Ye’cûc ve Me’cûc kıyamete kadar yaşarlar. Çünkü; 97. ayette Allah, “gerçek vaat yaklaştığında” Ye’cûc ve Me’cûc’ün faaliyetinin başlayacağını belirtmektedir. Buradaki “gerçek vaat”ten kasıt kıyamet saatidir.

b) Zülkarneyn kıssasındaki Ye’cûc ve Me’cûc, kıyamete yakın yeniden dirilirler.

Bu yorumlara mukabil, Kur’an’ın değişik ayetlerinde ise;

“Biz senden önce hiçbir beşere ebedilik vermedik…” (21/34)

“Her nefis ölümü tadacaktır…” (3/185; 21/35)

“Hiçbir ümmet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez” (15/5)

“Her ümmetin belirlenmiş olan bir eceli vardır; o süreleri bitince onu ne geciktirebilirler ne de öne alabilirler.” (7/34)

“Helak ettiğimiz bir ülke halkı için dönüş imkânsızdır; çünkü onlar geri dönemeyeceklerdir.” (21195)

Dolayısıyla her insan ölümlüdür. Her toplumun belirlenmiş bir yaşam süresi ‘eceli’ vardır.

“Allah’ın eskiden beri uygulayageldiği yasası budur. Allah’ın yasasında (Sünnetullah) hiçbir değişiklik bulamazsın” (48/23)

Sünnetullah mucibince; Zülkarneyn çağında yaşayan Ye’cûc ve Me’cûc’ün Enbiya Suresi’nde anlatılan kıyamete yakın zamanda ortaya çıkacak olan Ye’cûc ve Me’cûc’le, vasıflarından dolayı verilen isim benzerliğinden başka hiçbir ilgisi olamaz. İlgi kurmak için yukarıda sıraladığımız yorumlar ve müteselsilin yapılan yorumlar, bizleri İslam dairesi dışına sevk edecek indî mütalaalar olmaktan öteye gitmemiştir/gidemeyecektir.

O halde bunu nasıl yorumlamak gerekmektedir? Saldırganlıkları, fesat çıkartmaları, laf anlamazlıkları, uyuşmaz özellikleri sebebiyle, Zülkarneyn kıssasında ve Enbiya Suresi’nde anlatılan her iki topluluk da Ye’cûc ve Me’cûc ismi ile adlandırılmıştır.

Her çağa mahsus ortaya çıkabilecek, azgınlığı, saldırganlığı ve laf anlamazlığı ön planda olan Ye’cûc ve Me’cûc niteliklerine sahip azgın ve saldırgan topluluklar olmuştur ve olabilecektir. Nitekim İslam kaynakları, M. 1200’lü yıllarda ortaya çıkan Moğolları; saldırgan, zalim ve müfsit yapılarından dolayı, Kur’an’da Enbiya Suresi’nde kıyametin alameti olarak beyan edilen şerli Ye’cûc ve Me’cûc olarak nitelendirmişlerdir.

Günümüze kadar ve bundan sonra kıyamete kadar benzer vakıalar Ye’cûc ve Me’cûc ile ilişkilendirilerek açıklanmaya devam edecektir. Çünkü ayette anlatılan karışıklıklardan sonra kıyametin vuku bulacağı belirtilmektedir. Dolayısıyla böyle yorumlamalara gidilmesi makul addedilebilir. Ancak bu yorumlardan sonra, yorumlanan karışıklıkların akabinde kıyamet kopmuyorsa; yorumlar, değerlendirmeler boşa yapılmış olacaktır. Nitekim Asr-ı Saadet’ten beri meydana gelen tüm büyük karışıklıkların kıyamet alameti olduğu inancı ve değerlendirilmesi yapılmış olduğu halde kıyamet kopmamıştır.

Nihayet kıyamet vakti geldiğinde; Enbiya Suresi 96. ayetinde anlatılan Ye’cûc ve Me’cûc vasıflı kavim; geçmişte yaşadığı Kehf Suresi’nde beyan edilen Ye’cûc ve Me’cûc kavmine benzer fesat, zulüm ve saldırganlığı nedeniyle; kıyametin karışıklığını oluşturacak ve ayetin pratiği(!) gerçekleşmiş olacaktır!

İşte Ye’cûc ve Me’cûc odur ve gerçek işlevi o zamandır. Yani kıyameti gerçekleştirmesi için Kur’an’a aykırı Ye’cûc ve Me’cûcler üretmeye(!) gerek yoktur. Esasen Yahudi ve Hristiyan ilahiyatı böyle bir Ye’cûc ve Me’cûc -Gog Magog- üretmiştir. Allah da, Enbiya Suresi 96. ayeti ile; bu üretilen Ye’cûc ve Me’cûc vakasının doğrusunu beyan etmiştir. Şimdi bu hususun izahına geçelim.

4- Tevrat ve İncilin Gog Magog’u ile Kur’an’ın Ye’cûc ve Me’cûc’ünün Karşılaştırılması

Bilhassa İncil yorumcularının geliştirdiği ‘eskatologya’ adı verilen kıyamet haberleri ve onları yorumlama disiplini bir Hristiyan ilahiyatı vakıası ve Hristiyan teolojisinin ana dallarından biridir. Tevrat’ın Hezekiel, Daniel vs. kitaplarında ve İncil’in Vahiy bölümünde anlatılan ve kıyametin kaos ortamını ve kıyamet savaşları -Armageddon- gerçekleştireceğine inanılan Gog ve Magog hikayesi, Kur’an-ı Kerim’de Enbiya Suresi’nde yer alan Ye’cûc ve Me’cûc ile çok büyük benzerlik taşımaktadır.

Kanaatimize göre Allah, Enbiya Suresi 96. ayetinde yer alan, Ye’cûc ve Me’cûc örneği ile; Yahudiler ve Hristiyanların ortak inançları olan kıyamet öncesi Armegeddon savaşlarının savaşçıları, Gog ve Magog inanışına atıfta bulunarak; bin yıl Şeytan’ın bağlandıktan sonra Gog ve Magog’u kandırarak kıyamet savaşlarını başlatacağı ve bilahare Hz. İsa’nın yeryüzüne dönerek ‘bin’ yıllık (milenyum) Tanrı krallığını kuracağını ancak bu süre sonunda kıyametin olacağı şeklindeki Ehl-i Kitap inancını yıkmaktadır.

“Helak ettiğimiz bir belde için artık geri dönüş imkansızdır; çünkü onlar geri dönemeyeceklerdir. Nihayet Ye’cûc ve Me’cûc (şeddi) açıldığı ve onlar her tepeden akın ettiği zaman…” (21/95-96)

Kıyamet saati geldiğinde; yani onun alameti saydıkları, Gog ve Magog karışıklıkları oluşunca, bekledikleri şeyler; İsa’ya inanan ölülerin dirilerek, İsa’nın yönetiminde bin yıl sürecek Tanrının krallığı oluşmayacaktır.

“Ve gerçek vaat (ölüm, kıyamet) yaklaşınca, birden, inkâr edenlerin gözleri dona kalır: Yazıklar olsun bize; gerçekten biz, bu durumdan habersizmişiz, hatta bizzalim kimselermişiz, derler.” (21/97)

Ayette bırakın bin yılı, tevbe etmek ve Allah’ın istediği gibi bir hayat sürmek için azıcık vakitleri dahi kalmayacaktır, mesajı verilerek; o saat (kıyamet) gelmeden evvel, yeni gelen vahye ve resule, Hz. Muhammed’e inanmaları istenmektedir.

5- Müslümanların İnancındaki Değişim

Enbiya Suresi 96. ayette bahsedilen Ye’cûc ve Me’cûc ve Kehf Suresi’nde yer alan Ye’cûc ve Me’cûc etrafında oluşturulan fikriyat aslında; Hristiyan ve Yahudi teolojisindeki Gog Magog ve Armageddon savaşları fikriyatının benzen olduğu aşikardır.

Ancak Kur’an’ın nüzulünden daha sonra oluşan İslam kültürü ile birlikte; her iki inançta da Ye’cûc ve Me’cûc’e ilave olarak, kıyametin saatinin bilinemeyeceği, kıyametin bilgisinin ancak Allah katında olduğu, kıyamet vakti olacak olayların zaten kıyamet olarak vuku bulacağı bununda karışıklık ve kaos anlamına geldiği, o vakit geldiğinde Müslüman olmamışlarsa hiçbir şeyin, kişinin onları kurtaramayacağı, her an kıyamete hazır olunması gerektiği anlatılıp izahat yapıldığı halde; İslam ilahiyatı içerisinde de Hristiyan eskatolijisi benzeri bir yapı oluşmuş ve yerleşmiştir.

Hz. İsa’nın gökten yere inmesi, Mehdi gibi inançlar da İslam kültüründe mevcuttur ve Ehl-i Kitabın görüşleriyle benzerlik göstermektedir.

Bazı Müslümanlar da belli yıllarda Mehdi’yi, kıyamet alameti olarak Şam Camii minaresine inecek olan Hz. İsa’yı beklemekte ve bu inançların kendilerine bir fayda dokunacağını zannetmektedirler.

Tek fark bu olaylar meydana geldiğinde; Müslümanlarca kıyamet kopmuş olacak, Hristiyanlarca Hz. İsa gözetiminde ona inanan ölüler dirilerek, bin yıl daha yaşanıp daha sonra kıyamet kopacaktır.

Oysa Allah, Kur’an’da anlatılan Ye’cûc ve Me’cûc ile, Hristiyan ilahiyatı eskatolojisinde yer alan Gog Magog hikayesi etrafında ortaya çıkarılan batıl kıyamet olayları inanışını yıkmak, tahrif edilerek oluşturulan bu Hristiyan inanışını asli unsuruna oturtmak istemiştir.

6- Sonuç

1- Ye’cûc ve Me’cûc, Zülkarneyn kıssasında yer alan; karışıklık, kaos, fesat ile eşdeğer niteliklere sahip bir insan topluluğudur.

2- Zülkarneyn kendisinden Ye’cûc ve Me’cûc’e karşı yardım isteyen topluluğa yardım ederek her iki topluluk arasına set inşa etmiştir.

3- Zülkarneyn’in amacı müfsit bir topluluğun, mazlum bir topluluğu ezmesini engellemektir.

4- Zülkarneyn zalimlere karşı, mazlumlara maddi manada set inşa ederek yardım etmiştir ancak, bu setin muhafazasının, Allah’a kulluk ile olacağını yoksa bu setin bir fayda sağlayamayacağını beyan etmiştir.

5- Zulme, Allah’a şirk koşmaya başladığınızda; sizi koruyan bu duvarın dışındaki zalimlerle aynı olursunuz ki, o zaman Allah’ın vadi, koruması kalkar ve bu duvarlar yıkılır, delinir, sizi korumaz denmektedir.

6- Kur’an’daki Ye’cûc ve Me’cûc anlatımı; onları ve seti putlaştırmak için anlatılmamış, bilakis; Allah’a kullukta örnek alınması için bir araç olarak kullanılmıştır.

7- Ye’cûc ve Me’cûc inancının benzeri Gog ve Magog  etrafında oluşturulan Yahudi ve Hristiyan inancı ‘eskatoloji’ Ehl-i Kitab’ı yanıltmaktadır.

8- Gog Magog karışıklıkları, kaos ortamı oluştuğunda; artık onları kurtaracak biri olmayacak, hesap günü gelmiş olacaktır,

9- Asr-ı Saadet döneminden sonra; İsrailiyatın etkisi ile oluşan Ehl-i Kitap eskatolojisi benzeri İslam kültürü; Kur’an ayetleri nezdinde yeniden değerlendirilerek Kur’anî anlayış egemen olmalıdır.

Comments are closed.