Zekeriyya Peygamber Kıssasının Tarihsel Boyutu

Zülkarneyn Kıssasının Kur’an Perspektifinden Anlaşılması -4
26 Nisan 2017
Kur’an-ı Kerim Perspektifiyle Mufassal Zekeriyya Kıssası
26 Nisan 2017

Zekeriyya Peygamber Kıssasının Tarihsel Boyutu

Giriş:

Peygamber Zekeriyya (a) kıssası; Yahya ve İsa (a) kıssalarının anlaşılmasında kilit rolü üstlenen bir kıssadır. Çünkü Zekeriyya (a) kendisine müjdelenen mucize bir çocuk olan peygamber oğlu Yahya’nın hem babası hem dinî ve sosyal terbiyecisidir. Yahya Peygamberi ve kıssasını kâmil manada anlamak için Zekeriyya Peygamberi ve kıssasını da anlamak gerekmektedir.

Zekeriyya Peygamber, kitaplı bir resul olan İsa’nın (a) annesini yetiştiren ve onun terbiyesini üstlenen bir şahsiyettir. İsa’yı ve onun hayatını doğru ve kâmil manada anlamak için Zekeriyya kıssasını da iyi anlamak gerekmektedir.

Hz. İsa’yı reddeden Yahudilerin iftiralarının dayanaklarından biri annesi Hz. Meryem ile Hz. Zekeriyya arasında yaşananlardır. Dolayısıyla Zekeriyya kıssasının Meryem ile ilgili bölümünün doğru anlaşılması aynı zamanda İsa Peygamber kıssasının da doğru anlaşılması demek olacaktır.

Bu konumu ile Zekeriyya Peygamber kıssası Yahya ve İsa Peygamber kıssaları ile birlikte okunmalıdır. Bu üç ayrı kıssanın hem tarihsel hem dinî açıdan birleştirilerek anlaşılmasında büyük faydalar bulunmaktadır.

Kur’an, Zekeriyya kıssasını anlatırken, Ehl-i Kitab’ın alt yapısındaki tevhid dışı çatışmaları da baz alarak İsa’ya ve annesine yapılan iftiraları, Zekeriyya kıssası aracılığı ile cevaplamış, Ehl-i Kitab’ın sahip olduğu yanlış ve yalan algıları tashih etmiştir.

Kur’an’ın Zekeriyya kıssasının anlaşılmasında Arap arka planı önemlidir. Çünkü Kur’an, bu altyapı üzerine Zekeriyya kıssasını bina etmiştir. Kur’an’ın amacı, bilinmeyen bir Zekeriyya profili çizmek değildir. Bilakis Ehl-i Kitab tarafından çok iyi bilinen Zekeriyya, Yahya ve İsa Peygamber kıssalarına dair yanlış veya muharref olguları tashih ederek bu yolla tevhidî gerçekleri açıklamak ve hidayet istikametinde yeni bir yol açmaktır. Kur’an, öncelikle Hıristiyan ve Yahudi toplumundaki yanlış algıları düzeltmek, bu arada diğer muhataplara da konunun asıl mahiyetini açıklamak istemektedir.

Kur’an’ın bu amacını İncil’de yer alan Zekeriyya kıssasındaki benzer anlatımlardan çıkarmak mümkündür. Kur’an Luka İncilinde yer alan tarihsel malumatı reddetmemiştir. Luka İncili ile Kur’an’ın Zekeriyya kıssası hemen hemen aynıdır. Aradaki farklar ise tamamen İncil’deki tevhidî sapmaların tashihine dair beyanlardır. Yani Kur’an, İncil’deki ve Yahudilerdeki tevhidî sapmaları düzeltmek amacıyla Zekeriyya kıssasını bildirmektedir.

Bu nedenle Kur’an’ın anlattığı Zekeriyya kıssası ile Luka İncilinin anlattığı Zekeriyya kıssasını birlikte değerlendirmek gerekmektedir. Biz de bu yazımızda, mücmel olan Kur’an’ın Zekeriyya kıssasını, Luka İncilinin tarihsel anlatımları ile Kur’an perspektifinde mufassallaştırarak anlama ve anlatma gayretinde olacağız. Bunun yanı sıra Tevrat’tan da ilgili bölümleri aktararak tüm veriler nezdinde Kur’an’ın Zekeriyya kıssasını ve mesajlarını idrak etmeye çalışacağız.

Bir dizi olarak düşündüğümüz yazımızın bu ilk bölümünde Zekeriyya kıssasının tarihsel boyutunu anlamaya çalışacağız.

Zekeriyya (a) İle İlgili Bilgilerin Kaynağı

Kur’an’da anlatılan Zekeriyya kıssası haricinde Tevrat ve İncil’de de Zekeriyya profilleri vardır. Zekeriyya profilini Kur’an perspektifinde değerlendirmemiz için her üç kitabın Zekeriyya kıssalarına göz atmamız gerekmektedir. Böylece Kur’an’da anlatılan Zekeriyya’ya dair geçmiş kaynakların verilerini de tespit ederek bu veriler doğrultusunda Kur’anî perspektifte mufassal bir Zekeriyya kıssasına ulaşabilelim.

1) Tevrat’ta Zekeriyya Kıssası

Tevrat’ın Neviim (Nebiler) bölümünü oluşturan on beş1 kitabından biri olan Zekarya2 (Zekeriyya) kitabının konusu olan Zekarya, İsrailoğulları peygamberi3 olarak tanıtılmaktadır. Zekarya’nın, Tevrat’ta yer alan kısa biyografisi şöyledir: “Darius’un krallığının ikinci yılının sekizinci ayında Rab İddo oğlu Berekya oğlu Peygamber Zekeriyya aracılığıyla şöyle seslendi.”4 Bu kısa biyografideki tarihsel anlatımlar, Luka İncilinde zikredilen İsa dönemi tarihsel Zekeriyya anlatımları ile hiç uyuşmamaktadır. “Zekeriyya kitabı başlığında, Yahudi tarihinde bir başka Zekeriyya’dan söz edilmektedir ki Kur’an’da adı geçen Zekeriyya ile aralarında beş yüz yıl bulunmaktadır.”5 Mevdudi, Tevrat ve İncil’de geçen her iki Zekeriyya hakkında şu tespitte bulunmaktadır: “O (İncil’deki Zekeriyya), Eski Ahid’e (Tevrat) göre öldürülen Zekeriyya Peygamberle aynı kişi değildir.”6

Tevrat’ta anlatılan Zekarya’ya, Matta İncilinin bir yerinde atıfta bulunulmaktadır: “Böylelikle, doğru kişi olan Habil’in kanından, tapınakla sunak arasında öldürdüğünüz Berekya’nın oğlu Zekeriyya’nın kanına kadar, yeryüzünde akıtılan her doğru kişinin kanından sorumlu tutulacaksınız.”7 Matta İncilindeki bu atıfta İsrailoğulları peygamberlerinden biri olan ve Tevrat’ı oluşturan 39 kitaptan birine adı verilen Zekarya Peygamber ile Habil-Kabil kıssası kıyas yapılarak şehit edilen Zekarya Peygamber anılmaktadır.

Binaenaleyh Tevrat’ta yer alan Zekarya Peygamber ile Luka İncilinde kıssası anlatılan Peygamber Yahya’nın babası Zekeriyya (a) aynı kişiler değildir. Tevrat ve İncil arasındaki bu tarihsel farklılıklar her iki Zekeriyya’nın ayrı şahsiyetler olduğunu bariz olarak izhar etmektedir.

Dolayısıyla Kur’an’daki Zekeriyya kıssasının mufassallaştırılmasında kaynak olarak Tevrat’taki Zekarya kıssası kullanılamayacaktır. Geriye sadece İncil’de yer alan Zekeriyya kıssası kalmaktadır.

2) İncil’de Zekeriyya Kıssası

Konumuz olan ve Kur’an’da kıssası yer alan ve tarihsel olarak M.Ö. birinci yüzyılda yaşadığına inanılan Zekeriyya (a) ile alakalı olarak Hıristiyanlarca sahih addedilen dört İncil arasında sadece Luka İncilinde tarihsel malumat8 bulunmaktadır.

Luka haricindeki Matta, Markos ve Yuhanna İncillerinde Zekerriyya (a) hakkında hiçbir malumat yer almazken onun oğlu olan Yahya’dan önemle bahsedilmektedir. İsa’nın (a) gelişini ve onun resullüğünü “tasdik eden” bir peygamber olarak tasvir edilen Yahya’dan (a) bahsedilirken onun babası Zekeriyya’dan bahsedilmemesi, İncillerdeki muharref olguyu göstermesi açısından önemlidir. Oysa Zekeriyya hem İsa’nın resullüğüne öncülük yapan Yahya’nın babası hem de İsa’nın (a) annesi olan Meryem’i yetiştiren önemli bir şahsiyettir. Luka İncilinde Zekeriyya’dan bahsedilirken diğer İncillerde adının dahi anılmaması, İncil yazarlarının tarafgir tutumlarını, dolayısıyla İncillerdeki tahrifatı gündeme getirmektedir.

Zekeriyya’nın Luka İncilinde yer alan kısa biyografisi şöyledir: “Yahudiye kralı Hirodes zamanında, Abiya bölüğünden Zekeriyya adında bir kâhin vardı. Harun’un soyundan olan karısının adı ise Elizabet’ti. Her ikisi de Tanrı’nın gözünde doğru kişilerdi, Rab’bin tüm buyruk ve kurallarına eksiksizce uyarlardı. Elizabet kısır olduğu için çocukları olmuyordu. Her ikisinin de yaşı ilerlemişti.”9

3) Kur’an’daki Zekeriyya Kıssası

Luka İncilindeki Hz. Zekeriyya ile alakalı malumat ile Kur’an-ı Kerim’de yer alan Zekeriyya kıssasındaki mücmel bilgilerin çoğu örtüşmektedir. Başka bir açıdan değerlendirdiğimizde Kur’an’ın Zekeriyya kıssası, Luka İncilinin Zekeriyya kıssası üzerine nazil olmuş ve İncil’deki muharref muhtevayı tevhidî istikamette tashih ederek, kıssanın hidayet edici vasfını artırmış veya eski haline irca etmiştir. Bu yüzden Kur’an’da beyan edilen Zekeriyya kıssasında, Luka İncilinin Zekeriyya kıssasından farklı ve önemli anlatımlar da bulunmaktadır. Kur’an-ı Kerim, Luka İncilinden farklı olarak beyan ettiği bu konularla ilgili olarak şöyle der: “Bunlar, bizim sana vahiy yoluyla bildirmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. İçlerinden hangisi Meryem’i himayesine alacak diye kura çekmek üzere kalemlerini atarlarken sen onların yanında değildin; onlar (bu yüzden) çekişirken de yanlarında değildin.”10

Bu ayet, İncil’de anlatılan Zekeriyya kıssasının muharreflik olgusunu Kur’an’ın tashih ettiğini ihsas etmektedir. Hz. Muhammed’in (s) bile haberi olmadığını, yani Zekeriyya kıssasını İncil’den duyarak onu bir şekilde “kulak hırsızlığı” yoluyla anlatmadığını; Cenabı Hakk’ın vahiy yoluyla bu kıssayı bildirdiğini ve İncil’de tahrif edilen kısımları tashih ettiğini açıkça beyan etmektedir.

Kur’an-ı Kerim’in dört ayrı suresi11 içerisindeki altı ayette12 yedi defa Zekeriyya ismi zikredilmektedir.13 Buna mukabil zikredilen bu ayetlerde Hz Zekeriyya’nın tarihsel kimliği hakkında detaylı bir bilgi verilmemektedir. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Zekeriyya hakkında verilen bu mücmel bilgi, sadece onun ve karısının fiziksel yapısı, Meryem’i yetiştirmesi ve oğlu Yahya’nın doğumu ile alakalıdır.

Özetle, Hz. Zekeriyya ile ilgili dinî ve diğer tarihsel bilgiler, yalnızca İncil ve Kur’an’da yer almaktadır. Bunun haricinde bu iki kitaba dayalı “İsrailiyat” olarak niteleyebileceğimiz birtakım sahih olmayan malumat ise Kur’an tefsirleri ve peygamberlere ait siyer kitaplarında bulunmaktadır. Yeri geldiğinde burada yer alan indî dolayısıyla zannî malumat üzerinde de duracağız.

Zekeriyya Peygamber Kimdir?

a) Hz. Zekeriyya’nın Yaşadığı Coğrafya

Semantik İncillerden olan Luka14 İncilinde, Zekeriyya (a) hakkında tarihsel ve sosyal bazı bilgiler bulunmaktadır.15 Sadece Luka İncilinde belirtilen Hz. Zekeriyya’nın yaşadığı coğrafya ile ilgili şu ifade bizim için altı çizilmesi ve değerlendirilmesi gereken önemli tarihsel malzemelerden bir tanesidir. “Yahudiye Kralı Hirodes16 zamanında, Aviya bölüğünden Zekeriyya adında bir kâhin vardı.”17

Biz, İncil’de serdedilen bu tarihsel bilgileri, analitik18 olarak inceleyeceğiz. Bu yüzden öncelikle Yahudiyye kavramından başlayarak, Hz. Zekeriyya’nın yaşadığı coğrafi ortam hakkında malumat edinmeye çalışacağız. Bu çabamız hem Zekeriyya’nın, kavmi içerisindeki konumunu ve hem de Yahya ve İsa peygamberlerle olan tarihsel bağını daha iyi anlamamızı sağlayacaktır.

Luka İncil’indeki mezkûr anlatım içerisinde Zekeriyya (a) dönemi hakkında önemli bir tarihsel hususun beyanı vardır. Buna göre Hz. Zekeriyya’nın yaşadığı coğrafya Tevrat’ta “Kenan”19 ya da diğer bir kavramsal ifade ile “Arz-ı Mev’ud”20 diye ifade edilen kutsal topraklardır. Malum coğrafya Kur’an-ı Kerim’de de “el-Ard el-Mukaddes”21olarak geçmektedir. İncillerde bir kısmı “Yahudiyye” olarak geçen bu topraklar; günümüz Filistin ve İsrail devletlerinin hüküm sürdüğü bir coğrafyadır.

Arz-ı Mev’ud coğrafyasındaki Yahudiyye22 adı, Tevrat ve diğer tarihsel kayıtlar incelendiğinde İsrailoğulları etnik/dinî oluşumunun gündem ettiği bir kavram olarak karşımıza çıkar. Yahuda, Yakub/İsrailoğullarından birinin adıdır. “Yakub’un on iki oğlu vardı. Ruben, Şimon, Levi, Yahuda… vd.”23

Hz. Yakub’un dördüncü sıradaki oğlu ola Yahuda’ya izafeten onun soyundan gelenlerin oluşturduğu Yahuda sıbtı; Yakub (İsrail) sonrası tarihsel süreçte onun oğullarından oluşan on iki sıbttan (boydan) birisini hatta en büyüğünü teşkil etmektedir. Mısır’dan hicret sonrası yapılan sayım, Yahuda sıbtının ulaştığı nüfus büyüklüğünü göstermektedir. “Yahuda’nın soyundan olanlar: Savaşabilecek durumda yirmi ve daha yukarı yaştakiler bağlı oldukları boy ve aileye göre adlarıyla kayda geçirildi. Yahuda oymağından sayılanlar 74.600 kişiydi.”24

Bu sıbtın, diğer İsrailoğulları sıbtlarına nazaran nüfus büyüklüğünün yanı sıra daha önemli olan tarafı, Yahudi tarihindeki iki önemli kral/peygamberin, bu sıbttan kişiler olmasıdır. Bu iki meşhur şahsiyet Davud (a) ve Süleyman (a)’dır.25

Hz. Süleyman sonrası İsrailoğulları sıbtlarının hüküm sürdüğü “Arz-ı Mev’ud” topraklarının anlaşmazlıklar sebebiyle ikiye bölünmesi sonucu; bu toprakların kuzeyde kalan kısmına İsrail, güneyde kalan kısmına da Yahuda ismi verilmiştir.

Tarihsel süreç içerisinde bu coğrafyalara komşu olan Mezopotamya bölgesi devletlerinin sistemli saldırıları neticesi kuzeydeki İsrail devleti ortadan kalkınca Yahuda sıbtının hüküm sürdüğü kısmı -Yahuda sıbtının krallık/hâkimiyet26 alanı olması yüzünden- “Yahuda/Yahudiyye” ismiyle anılmaya başlanmıştır.

M.S. 1. Yüzyıl Yahudi tarihçisi Flavius Josephus’un27 (M.S. 37/38-100) verdiği bilgilere göre M.Ö. 40’lı yıllarda bugünkü İsrail, Filistin ve Ürdün’ün bulunduğu, Romalılarca Filistin eyaleti adı verilen Yahudiye’de Samiriye, Galile, Perea isimli özerk bölgelerin tümünü kapsayan bir Yahudi krallığı hüküm sürüyordu. Bu krallığın idarecisine Herodes28 adı verilmekteydi. 1. Hirodes veya Büyük Hirodes29 lakabıyla da anılan Hirodes’in M.Ö. 4. yılda ölümünden sonra, egemen olduğu topraklar oğulları arasında üçe taksim edilerek Hirodes sülalesi olarak egemenlik devam ettirildi. İncil, bu vakıayı şöyle nakleder: “Sezar Tiberius’un egemenliğinin on beşinci yılıydı. Yahudiye’de Pontius Pilatus valilik yapıyordu. Celile’yi Hirodes, İtureya ve Trahonitis bölgesini Hirodes’in kardeşi Filipus, Avilini’yi Lisanias yönetiyordu.”30

Yahudiyye, Celile, İtureya ve Trahonitis gibi bölgelere sahip geniş bir coğrafyanın genel adı olan Yahudiye krallığının başşehri ise Hz. Süleyman’ın inşa ettiği mabedin bulunduğu Kudüs/Yeruşalim31 şehridir. Bu şehir içinde kurulu bulunan Süleyman Mabedi ise İsrailoğullarının tek kutsal mabedidir. Tarihî kaynaklar, Hz. Zekeriyya dönemi yöneticisi olan Büyük Hirodes’in, Süleyman Mabedi’ni genişletme çalışmalarında bulunduğunu kaydetmektedir.32

b) Hz. Zekeriyya’nın Sosyal Statüsü

Luka İncili, Zekeriyya’nın bir kohen/kâhin vasıflı din adamı olduğunu belirtmektedir. Nitekim onun bu kâhinlik görevi Luka İncilinde şu şekilde beyan edilmektedir: “Zekeriyya, hizmet sırasının kendi bölüğünde olduğu bir gün, Tanrı’nın önünde kâhinlik görevini yerine getiriyordu.”33

Luka İncilindeki Hz. Zekeriyya’ya yönelik bu tavsif, aynı zamanda onun hakkında detaylı bilgiler edinmemize vesiledir. İsrailoğullarının din adamı olan kâhinler sınıfı hakkında Tevrat bilgileri nezdinde şunları kaydedelim: Tevrat’a göre kâhinlik görevini yapmak için belli kurallar gerekmektedir. Nitekim bu kurallar bin yıllar boyu İsrailoğullarınca sürdürülmüştür. Bu kurallardan en önemlisi kâhinlik yapacak kişinin öncelikle İsrailoğullarından ve özellikle Levi sıbt/boy/kabilesinden olması gerekliliğidir. Tevrat bu mecburiyeti şöyle açıklamaktadır: “Bana kâhinlik etmeleri için İsrailliler arasından ağabeyin Harun’u, oğulları Nadav, Avihu, Eleazar ve İtamar’ı yanına al.”34

Kâhinlerin, sadece Hz. Harun soyundan olacağı şöyle belirtilir: “Bunu Harun soyundan gelen meshedilmiş kâhin Rab’be sunacak. Sürekli bir kural olacak bu.”35 “Levililer arasında da ‘en mukaddes şeyleri takdis etmek, Rabbin önünde buhur yakmak, ona hizmet eylemek ve ebediyyen onun ismiyle mübarek kılmak üzere’ seçilen aile Harun’un (as) oğulları idi. Diğer Levililerin mabede girmesine izin verilmiyordu. Çünkü onların vazifesi Rab evinin hizmeti için avlularda, odalarda ve bütün mukaddes şeyleri temizlemekte Allah evinin hizmet işinde Harunoğullarının yanında bulunmak… Ve sebt günlerinde, aybaşlarında ve belli bayramlarda yapılan bütün takdimeleri Rabbe arz etmekti.”36

Kâhinlerin belli bir dinî sınıf olarak yapılanmasını ve ritüellerini, Tevrat’taki Tanrı Yehova tarafından Hz. Musa’ya bildirilen şu emirlerden anlıyoruz: “Harun’la oğullarını Buluşma Çadırı’nın giriş bölümüne getirip yıka. Giysileri al; gömleği, efodun altına giyilen kaftanı, efodu ve göğüslüğü Harun’a giydir. Efodun ustaca dokunmuş şeridini bağla. Başına sarığı sar, üzerine de kutsal tacı koy. Sonra mesh yağını al, başına dökerek onu meshet. Harun’un oğullarını öne çıkarıp onlara gömlek giydir. Bellerine kuşak bağla, başlarına başlık koy. Kalıcı bir kural olarak kâhinlik onların işi olacak. Böylece Harun’la oğullarını atamış olacaksın.”37 Tanrı Yehova’nın Hz. Musa’ya bu emirleri, kâhin sınıfının ilk liderini -Harun- ve onun neslinden gelecek olan sınıfın ilk oluşumunu ve kâhinlik ritüellerinin temellerini açıklamaktadır.

Kâhinlik ile ilgili vazifelerden bazıları, Tevrat’tın “Tora” adı verilen kitaplarında şu şekilde sıralanmaktadır: “Kâhin bundan sonra ikinci kuşu yakmalık sunu olarak kurallara göre sunacak. Kâhin, kişinin günahını bağışlatacak ve kişi bağışlanacak.”38 “Bedeninde deri hastalığına dönüşebilecek şiş, kabuk ya da parlak leke bulunan kişi Harun’a ya da Harun’un kâhin oğullarından birine götürülecek.”39 “Levilileri Levha Sandığı’nın bulunduğu konuttan, eşyalardan ve konuta ait her şeyden sorumlu kıl. Konutu ve bütün eşyalarını onlar taşısın; konutun bakımını onlar yapsın, çevresinde ordugâh kursun.”40

Öyle ki bu etnik silsile içersinden seçilen kâhinlerde fiziki ayrım bile yapılmaktadır.“Kâhin Harun’un soyundan bu kusurlara sahip (kör, topal, yüzü arızalı, organlarından biri aşırı büyümüş, kolu veya ayağı kırık, kambur, cüce, gözü özürlü, uyuz, yarası kabuk bağlamış ya da hadım) hiç kimse Rab için yakılan sunuyu sunmak üzere sunağa yaklaşmayacak. Çünkü kusurludur. Tanrısına yiyecek sunusu sunmak üzere sunağa yaklaşamaz. Böyle bir adam Tanrısına sunulan kutsal ve en kutsal yiyecekleri yiyebilir. Ancak perdeye ve sunağa yaklaşmayacaktır. Çünkü kusurludur. Tapınağımı kirletmesin. Onları kutsal kılan Rab benim.” “Musa, Harun’la oğullarına ve bütün İsrail halkına bunları anlattı.”41

Kâhinlerin aileleri bile ayrıcalıklı bir dinî ve sosyal sınıftırlar. “Kâhin ailesi dışında hiç kimse kutsal sunuyu yemeyecek; kâhinin konuğu ve işçisi bile. Ama kâhinin parayla satın aldığı ya da evinde doğan köle onun yemeğini yiyebilir. Kâhinin kâhin olmayan bir erkekle evlenen kızı bağışlanan kutsal sunuları yemeyecek. Ama dul kalmış veya boşanmış, çocuğu olmamış ve gençliğinde kaldığı baba evine geri dönmüş kâhin kızı babasının ekmeğini yiyebilir. Aile dışından yabancı biri asla yiyemez. Bilmeden kutsal sunuyu yiyen biri, beşte birini üzerine katarak kâhine geri verecek. Kâhinler İsrail halkının Rab’be sunduğu kutsal sunulara saygısızlık etmeyecekler.”42

Tevrat’tan alıntıladığımız bu verilere nazaran Yahudilerin din adamı sınıfı olan “kâhin”in; İsrailoğulları içerisinden ve Levililer boyundan ve “özürlü” olmayan, “sağlam” biri olması gerekmektedir. Bunun yanı sıra kâhinler, Tanrı Yehova tarafından destekli olarak diğer İsrailoğulları boyları ve insanlarından ayrıcalıklı sosyal statüdeki kişilerdir.

Dolayısıyla İncil’de Hz. Zekeriyya ile ilgili verilerden hareketle; bu verileri Tevrat anlatımları ile detaylandırdığımızda, Hz. Zekeriyya’nın; İsrailoğulları içerisindeki Levililer sıbtının Harunoğulları sülalesine mahsus olan kâhin sınıfından bir şahsiyet olduğunu anlamaktayız. Bu Zekeriya (a)’nın, İncil verilerine göre sosyal statüsünü ortaya çıkarmaktadır. Kur’an’ın bu olguya bakışını bir başka alt başlıkta inceleyeceğiz.

c) Hz. Zekeriyya’nın Etnik ve Dinî Kökeni

Luka İncilinin, Hz. Zekeriyya’ya vasfettiği “kâhinlik” olgusu, aynı zamanda Hz. Zekeriyya hakkında etnik mahiyetli şu bilgileri ihsas etmektedir:

1) Hz. Zekeriyya İsrailoğullarından bir şahsiyettir. Yani İbranidir.43

2) İsrailoğullarının on iki sıbtından biri olan Levililer44 sıbtındandır.

3) Aynı zamanda İsrailoğulları “kâhin”lerinin olması gereken Hz. Harun’un soyundandır.45

4) Fiziksel olarak “özürlü” olmayan biridir.

Luka İncili “…Aviya bölüğünden Zekeriyya adında bir kâhin vardı.” derken, yukarıda değindiğimiz gibi Hz. Zekeriyya’nın, hem İsrailoğullarından yani İbrani kökenli olduğunu hem Levililer sıbtından ve de Harun soyundan bir şahsiyet olduğunu ihsas etmektedir.

Bunun yanı sıra Luka İncili, Zekeriya (a)’nın Aviya bölüğünden olduğunu da beyan etmektedir. “Aviya” bölüğü hakkında Tevrat’tan şu bilgileri edinebilmekteyiz: “Davut İsrail’in bütün önderlerini, kâhinleri, Levilileri bir araya topladı. Otuz ve daha yukarı yaştaki Levililer sayıldı. Toplamı otuz sekiz bin erkekti. Bunlardan yirmi dört bini RAB’bin Tapınağı’nın işlerini gözetecek, altı bini memur ve yargıç olacaktı; dört bini kapı nöbetçisi olacak, dört bini de Davut’un Rab’bi övmek için sağladığı çalgıları çalacaktı… Boylarına göre Levioğulları bunlardı. Boy başlarının her biri kendi adıyla sayıldı. Yirmi ve daha yukarı yaştaki Levililer, Rab’bin Tapınağı’nın işlerinde görev aldılar.”46 “Amram’ın oğulları: Harun, Musa. Harun’la oğulları en kutsal eşyaları korumak, Rab’bin önünde buhur yakmak, O’na hizmet etmek ve sonsuza dek O’nun adına halkı kutsamak için atandılar.”47

Tevrat’taki bu anlatıma göre Hz. Davud; kâhinlerin içinden seçildiği Levililer sıbtını yeniden gruplara ayırarak, dinsel vazifeleri bu guruplar arasında paylaştırmıştır. Bunun yanı sıra Süleyman mabedinin yalnızca Harunoğullarının girip hizmet edebileceği kutsal eşya bölümündeki hizmetler için ayrıca Harunoğullarını da yapılandırmıştır. Binyıllar süren bu işbölümünün Hz. Zekeriyya döneminde de devam ettirildiğini İncil’deki mabet hizmetleri ifadelerinden anlıyoruz. “Kâhinlik geleneği uyarınca Rab’bin tapınağına girip buhur yakma görevi kurayla ona verilmişti… Bu sırada, Rab’bin bir meleği buhur sunağının sağında dikilip Zekeriyya’ya göründü.”48

İncil’de yer alan Zekeriyya’nın ait olduğu Harunoğullarının vazifesi olan buhur yakma vazifesindeki hizmet bölümü hakkında Mevdudi şunları kaydeder: “Harunoğulları 24 aileye bölünmüştü ve bu 24 aile sıra ile Rabbin evine hizmet ediyorlardı. Bu ailelerden biri Zekeriyya’nın (a) liderliğindeki Abiya ailesi idi. Bu nedenle ailesinin sırası geldiğinde mabede gidip buhur yapmak Zekeriyya’nın (a) göreviydi.”49 Tevrat’ta bu husus şöyle bildirilmektedir: “Harunoğullarının bağlı oldukları bölükler: Harun’un oğulları: Nadav, Avihu, Elazar, İtamar. Nadav’la Avihu babalarından önce, oğul sahibi olamadan öldüler. Onun için Elazar’la İtamar kâhinlik yaptılar. Davut Elazar soyundan Sadok’la İtamar soyundan Ahimelek’in yardımıyla Harunoğullarını yaptıkları göreve göre bölüklere ayırdı. Elazaroğulları arasında İtamaroğullarından daha çok önder olduğundan, buna göre bölündüler: Elazaroğullarından on altı boy başı, İtamaroğullarından ise sekiz boy başı çıktı.”50

Dolayısıyla Levililer sıbtına mensup olan Harunoğulları; “Mişkan/Ohel Moed”51“Buluşma/Toplanma Çadırı” adı verilen Hz. Musa zamanındaki ilk kutsal mabet ile daha sonra inşa edilen Süleyman Mabedi’nin “Beyt Ha Amikdaş”52 kutsal eşyalarla ilgili bakımı ile burada gerçekleşmesi gereken kurban ve diğer dinî ritüelleri yürütmek üzere; Davud Peygamber zamanında bölüklere ayrılır. İşte Hz. Davud’dan beri Harunoğullarınca devam edegelen mabet hizmetinin, Zekeriya (a)’nın dönemindeki yapısı içerisinde oluşmuş bölüklerden bir tanesi de Luka İncilinde belirtilen, Hz. Zekeriyya’nın mensup olduğu “Aviya” bölüğüdür.

Luka İncili aynı zamanda Zekeriyya Peygamberin karısı hakkında da biyografik bir bilgi verir ve onun da İsrailoğullarından, Levililer sıbtından ve de Harun soyundan biri olduğunu beyan eder. “Harun soyundan gelen karısının adı ise Elizabet’ti.”53

Hz. Zekeriyya’nın karısı Elizabet aynı zamanda Hz. İsa’nın annesi ile akrabadır. Luka İncili bu hususa şöyle değinir: “(Meryem) Bak, senin akrabalarından Elizabet…”54

Müfessirler, Hz. Zekeriyya’nın karısı ile Hz. İsa’nın annesi Meryem’in yakınlığını her ikisinin kardeş olduğu biçiminde anlamışlardır. “Çünkü Zekeriyya (a)’nın zevcesi Hz. Meryem’in kız kardeşidir.”55Dolayısıyla Hz. Zekeriyya’nın karısı aynı zamanda Hz. İsa’nın teyzesi56 olmaktadır.

Şimdi buraya kadar Tevrat ve Luka İncili ve bağlamındaki tarihsel rivayetler vasıtasıyla mufassallaştırdığımız mufassal Zekeriyya profilini kategorize edelim.

1- Zekeriya (a), Arz-ı Mev’ud / El-Ard El-Mukaddes topraklarında yaşamıştır.

2- Bu topraklar üzerinde Kudüs ve çevresinin dâhil olduğu Roma imparatorluğundan otonom/özerk Yahudiyye krallığı hüküm sürmektedir.

3- Hz. Zekeriyya’nın yaşadığı esnada Yahudiyye’de yönetimde bulunan kral, Büyük Herod adıyla anılan Yahudi bir kraldır.

4- Zekeriya (a) bu krallığın başşehri olan Kudüs’te ikamet etmektedir.

5- Zekeriya (a) İsrailoğulları kavminden biridir.

6- Hz. Zekeriyya aynı zamanda İsrailoğullarının Levi sıbt/boyundandır.

7- Zekeriyya Levililer sıbtının Harunoğulları soyundandır.

8- Harunoğullarının, Abiya soy/bölüğüne mensuptur.

9- Hz. Zekeriyya “kohen/kâhin” adı verilen İsrailoğulları din adamı sınıfındandır.

10- Zekeriyya(a) aynı zamanda karısı tarafından Hz. İsa’nın annesi Meryem ile yakın akrabadır.

Kur’an Perspektifinden Luka İncilindeki Tahrifat

Luka İncil’i vasıtasıyla mufassallaştırdığımız Zekeriyya profilinde, Kur’an perspektifinden bakıldığında eksik olan çok önemli bir hususu vurgulamamız gerekmektedir. Luka İncili Hz. Zekeriyya’yı; “…karısının adı ise Elizabet’ti. Her ikisi de Tanrı’nın gözünde doğru kişilerdi, Rab’bin bütün buyruk ve kurallarına eksiksizce uyarlardı.”57 diyerek dindar bir şahsiyet olarak tanımlamaktadır. Bu ilginç bir durumdur. Zekeriyya bir peygamber ise neden ayrıca dindar biri olarak tavsif edilmektedir. Bu durumu cevap bekleyen önemli bir sual olarak not edelim. Bunun yanı sıra Luka İncilinin bir başka yerinde Hz. Zekeriyya’dan şöyle bahsedilmektedir: “Çocuğun babası Zekeriyya, Kutsal Ruh’la dolarak şu peygamberlikte bulundu…”58

Şimdi, Kur’an perspektifinden bakıldığında, Luka İncilinde oluşan bu tenakuza açıklık getirelim: Öncelikle Zekeriya (a) hakkındaki bu sosyal bilgilerin İncil yazarı Luka gözüyle aktarıldığının altını çizelim. Luka’nın, kendi yazdığı İncilinin başlangıcında bu olguyu kendi ağzından şöyle aktarır: “Sayın Teofilos! Birçok kişi aramızda olup bitenlerin tarihçesini yazmaya girişti. Nitekim başlangıçtan beri bu olayların görgü tanığı ve Tanrı sözünün hizmetkârı olanlar bunları bize ilettiler. Ben de bütün bu olayları ta başından özenle araştırmış biri olarak bunları sana sırasıyla yazmayı uygun gördüm. Öyle ki, sana verilen bilgilerin doğruluğunu bilesin.”59

Luka, bu İncil’i, Hz. İsa’dan seksen veya doksan yıl60 sonra kaleme almıştır. İsa’dan sonra geçen bu seksen-doksan yılda, Hz. İsa’nın getirdiği İncil aslını kaybederek tahrifata uğramıştır. Bu yüzden daha sonra dört ana İncil’e indirgenen binlerce İncil derlenmiş bulunmaktaydı. Tamamen şifahi aktarımların ürünü olan İncil’lerden biri olan Luka İncil’inde de tutarsızlıklar yer almaktadır. Zekeriyya’nın hem Kâhin hem dindar hem de sözleriyle peygamberlik eden biri olarak tanımlanması bu yüzdendir. Bunun bir nedeni de Tevrat’tan beri gelen peygamberlik kavramı veya anlayışının İncil’e de yansımış olmasıdır.

Tevrat’ta; peygamberler, küçük peygamberler ve peygamberlik etme gibi karışık bir peygamber kavramı oluşmuştur. İncil’in, Zekeriyya kıssasında onun hakkında geçen “peygamberlik etmek” deyimi, Tevrat’ta sıkça kullanılan bir deyimdir ve bu deyim peygamberlikle görevli olmayan fakat mevcut peygamber sözlerini veya peygamberlere gelmiş vahyin bir kısmını halka duyurmak anlamında kullanılmıştır. Bu yüzden Zekeriya (a)’dan bahseden tek İncil olan Luka İncili, onun peygamberlik vasfında tahrifat yaparak, peygamberlik eden dindar kişi pozisyonuna sokmuştur.

Bundan dolayı İncil yazarı Luka, Zekeriyya’yı aziz/erdemli/dindar ve peygamberlik edebilen bir kişilik olarak aktarmaktadır. Diğer İncillerde ise Zekeriya (a)’dan hiç bahsedilmeden onun oğlu Yahya, peygamber olarak beyan edilmektedir. Örnek verelim: “Yahya’ya dek bütün peygamberlerle Kutsal Yasa, olacakları önceden bildirdiler.”61 (Matta) “Öğrencileri ona şu karşılığı verdiler: Vaftizci Yahya diyorlar. Ama kimi İlyas, kimi de peygamberlerden biri olduğunu söylüyor.62 (Markos) “Yahya ‘ya gönderilen bazı Ferisiler ona, ‘Sen Mesih, İlyas ya da beklediğimiz peygamber değilsen, niye vaftiz ediyorsun?’ diye sordular.”63 (Yuhanna)

Luka İncili de diğer İncillerden farklı olarak Hz. Zekeriyya’dan bahsederken, onun peygamberliğinden söz etmeden İsa öncesi son peygamber olarak Yahya’nın peygamberliğine işaret eder. “Kutsal Yasa ve peygamberlerin devri Yahya’nın zamanına dek sürdü.”64

Bu çelişkiler, İncillerin tutarsızlığını ve yazarlarının üzerinde yaptıkları beşerî tahrifatını yansıtmaktadır. Muhtemeldir ki, Hz. Zekeriyya ve Yahya (a)’nın, baba-oğul peygamberlikleri, sanki Hz. İsa’nın peygamberliğini gölgeleyecek anlayışıyladır ki, üç İncil’de Zekeriya (a) yok edilmiş; kendisinden bahsedilen dördüncü İncil’de ise peygamberliği alınmıştır.

İşte Kur’an-ı Kerim’in, Zekeriyya kıssasını, İncil kıssası üzerine yeniden bina etmesi bu yüzdendir. Dolayısıyla Kur’an; Tevrat’ta yer alamayan, İncil’de de sansürlenen Zekeriya (a) kıssasını tevhidî istikamette hidayet bazlı olarak yeniden inzal etmiştir. Bu önemli olgunun diğer unsurları üzerinde ayrıca duracağımızı belirtelim.

Hz. Zekeriyya’nın, Luka İncilinde, peygamber olarak değil; ait olduğu İsrailoğullarını, Tanrının buyruklarına çağıran, kâhin/aziz/erdemli/dindar bir insan olarak tanıtılması, İncil ile Kur’an-ı Kerim arasındaki keskin farkı yansıtmaktadır. Kur’an, Luka İncilindeki kıssada yer alan tarihsel bilgilerden sadece Hz. Zekeriyya’nın peygamberliği ile alakalı eksik olan kısmına muhalefet etmiştir. Binaenaleyh İncil’de yer alan Zekeriyya ile alakalı tarihsel malumatı reddetmemiş veya tashih etmemiştir.

Kur’an, Zekeriyya’nın peygamberliği hakkında şunları iletmektedir: “Zekeriyya, Yahya, İsa ve İlyas’ı da (doğru yola iletmiştik). Hepsi de iyilerden idi.”65 Kur’an, bu ayeti ile Luka İncilindeki kronolojiye uygun olarak; Zekeriyya, Yahya, İsa olarak sıralanan bu şahsiyetlerin kronolojisini aynen tasdik etmiştir. Sadece Zekeriyya’nın İncil’deki muharref resullük olgusunu tashih etmiş, böylece peygamber silsilesindeki eksikliği gidermiştir. Bu ayette verilen peygamber silsilesinde kronolojiyi İlyas66 peygamberin ismi bozmaktadır. Bunun nedeni de İncillerdeki kıssalarda, beklenilen “Mesih Peygamber İlyas” vurgusu dolayısıyladır. Her üç peygamberin döneminde de gökyüzünde yaşadığına inanılan İlyas (a)’ın; gerek Yahya, gerek İsa peygamberlerle özdeşleştirilerek İlyas olup olmadıklarının sorulması yüzündendir.

Kur’an; Yahudi ve Hıristiyan peygamber anlayışındaki yanlışları tashih ederek; İncillerde geçen bu şahsiyetlerin, Allah katında aynı tevhidî çizginin resulleri oldukları, dolayısıyla aralarında Allah’ın bildirmediği bir anlayışı egemen kılarak ayrım yapılmaması gerektiğini beyan etmiş olmaktadır.

Yahudiler, otuz dokuz kitaptan oluşan Tevrat’taki Nevim/Nebiler bölümü kitaplarından Malaki kitabında söz edilen Malaki Peygamberden sonrası peygamber kabul etmedikleri için Zekeriyya’yı peygamber olarak anmazlar.67 Hıristiyanlar ise Zekeriyya, Yahya ve İsa’nın peygamberliklerini İlyas Peygamberle karıştırarak farklı algılar içerisinde olmuşlardır. Dolayısıyla Kur’an, İncil’deki Zekeriyya peygamber profilinde eksik olan Zekeriyya’nın peygamberliğini tashih ederken aynı zamanda Yahudi inancındaki “Malaki sonrası peygamber gelmemiştir!” anlayışını da revize ederek, Yahudilerin inkâr ettiği Zekeriyya, Yahya, İsa ve Muhammed’in resullüklerinin kabulünü beyan etmiş olmaktadır.

Yani Kur’an, Zekeriyya kıssası ve onun resullüğünü yeniden beyan ederek; bir doğru -Zekeriyya kıssası- ile üç yanlışı -Yahudi, Hıristiyan ve müşriklerin Zekeriyya Peygamber anlayışını- aynı anda düzeltmektedir.

 

Dipnotlar:

1-Hikmet Tanyu, Tarih Boyunca Yahudiler ve Türkler, c. I, s. 37, Bilge Yay.

2-Kitab-ı Mukaddes, s. 891, Kitab-ı Mukaddes Şirketi, İstanbul-1981. “İ.Ö. 520-518 yılları arasında Peygamber Zekeriya’nın Tanrı’dan aldığı peygamberlikleri içerir. Bu peygamberliklerin çoğu görüm (rüya) şeklindedir.” Bkz: http://kutsalkitap.net/bible/tr/index.php?mc=1&sc=952

3-Zekarya, Yahudilerce kabul edilen on iki peygamberden on birincisidir.

4-Tevrat: Zekarya, 1/1.

5-Bilal Gökkır, Meryem Suresi Tefsiri, s. 67, Fecr Yay., Ankara-2009.

6-Mevdudi, Tefhimü’l Kur’an, c. I, s. 253, İnsan Yay., İstanbul-1996.

7-İncil: Matta, 23/35.

8-İncil: Luka, 1/1-80.

9-İncil: Luka, 1/5-7.

10-Kur’an: Âl-i İmran, 3/44.

11-Âl-i İmran, En’am, Meryem, Enbiya.

12-Kur’an: Âl-i İmran, 3/37-38, En’am, 6/85, Meryem, 19/2-7,  Enbiya 21/89.

13-Âl-i İmran Suresi 37. ayette Zekeriyya ismi iki defa geçmektedir: “Rabbi Meryem’e hüsnü kabul gösterdi; onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriyya’yı da onun bakımı ile görevlendirdi. Zekeriyya, onun yanına, mabede her girişinde orada bir rızık bulur ve ‘Ey Meryem, bu sana nereden geliyor?’ der; o da: ‘Bu, Allah tarafındandır. Allah, dilediğine sayısız rızık verir.’ derdi.”

14-“Luka’nın 80-90 yıllarında Antakya’da yazıldığı sanılmaktadır.” Şinasi Gündüz, Pavlus, s. 147, Ankara Okulu Yay., Ankara-2007.

15-Bkz: İncil: Luka, 1/1-67.

16-İncil’de beş ayrı kişinin adıdır: 1) Birincisi, İ.Ö. 40 ile 4 yılları arasında Filistin’i Roma adına yöneten Büyük Hirodes’tir. Büyük Hirodes öldüğünde krallığı üç oğlu arasında paylaşıldı. Yahudiye ile Samiriye Hirodes Arhelas’a (İ.Ö. 4 – İ.S. 6), Celile ile Pereya Hirodes Antipa’ya (İ.Ö. 4 – İ.S. 39) ve kuzeydoğu toprakları Filipus’a (İ.Ö. 4 – İ.S. 33/4) verildi. 2) Hirodeslerin en zalimi olan Hirodes Arhelas’ın adı, Matta 2/22’de geçiyor. Kötü idaresinden ötürü Yahudiye ile Samiriye’nin yönetimi daha sonra bir Roma valisine verildi. (İ.S. 6) 3) Tetrark (bölge kralı) Hirodes olarak da tanınan Hirodes Antipa, kendi üvey kardeşi Filipus’un eşi Hirodiya ile evlenebilmek için ilk eşini boşadı. Hirodes Antipa, bu evliliğe Kutsal Yasa’ya aykırı diye karşı çıkan Yahya Peygamberi tutuklatıp öldürttü. İsa Mesih’i yargılanmak üzere Pontiyus Pilatus’a yollayan da aynı Hirodes’ti. 4) Büyük Hirodes’in torunlarından Kral I. Hirodes Agripa, İ.S. 37 ile 44 yılları arasında Filistin’in çeşitli bölgelerini yönetti. 44 yılındaki ölümü İncil’de kaydedilmiştir. (Bkz. Elçilerin İşleri, 12/20-23). 5) I. Hirodes Agripa’nın oğlu olan II. Hirodes Agripa, babasının krallığını İ.S. 48 yılında miras aldı. Pavlus’un duruşmasında bulunan, bu Agripa’ydı. (Bkz. Elçilerin İşleri, 25/13; 26/32) http://kutsal-kitap.net/bible/tr/index.php?mc=2&sc=1823

17-İncil: Luka, 1/5.

18-Analitik yöntem: Bir konuyu, alt başlıklarına ayırarak tümden gelim yöntemiyle ve her alt başlığı ayrı ayrı inceleyerek her biri arasındaki alakaları gerçek delillerle ortaya koymaktır. Bir başka ifadeyle tüme varım yöntemini kullanarak düşünmek ve değerlendirmektir.

19-“İsraillilere de ki, ‘Miras olarak size düşecek Kenan ülkesine girince, sınırlarınız şöyle olacak.” (Tevrat: Çölde Sayım, 1/2) Yusuf’un kardeşleri Mısır’dan ayrılıp Kenan ülkesine, babaları Yakub’un yanına döndüler. (Tevrat: Tekvin, 45/25)

20-Cengiz Duman, “Filistin’deki Sorunun Kaynağı: Arz-ı Mev’ud”,  http://www.haksozhaber.net/author_article_detail.php?id=12521

21-“İbrahim soyuna Kitab’ı ve hikmeti verdik ve onlara büyük bir mülk (mulken azime) bahşettik.” (Nisa, 4/54) “Ey kavmim! Allah’ın size yazdığı mukaddes toprağa (el-ard el-mukaddes) girin ve arkanıza dönmeyin, yoksa kaybederek dönmüş olursunuz.” (Maide, 5/21)

22-Yahudiye; 1) Roma İmparatorluğu zamanında Filistin’in güney kısmından oluşan eyalet. 2) Bu eyaletle birlikte Yahudilerin çok sayıda bulunduğu komşu eyaletlerin topraklarının tümü. (Bkz: http://kutsal-kitap.net/bible/tr/index.php?mc=2&sc=1823&id=1824)

23-Tevrat: Tekvin, 35/23.

24-Tevrat: Çölde Sayım, 1/26-27.

25-Davud ve Süleyman, Tevrat’a göre peygamber değildirler. Onlar sadece İsrailoğullarının krallarıdırlar. Kur’an’a göre hem kral hem peygamberdirler.

26-Hz. Süleyman’dan sonra M.Ö.  931-582 yılları arasında, başşehri Kudüs olan Yahudiye’de; Yahuda sıbtından olan 21 ayrı kral yönetime gelmiştir. (Bkz: Hikmet Tanyu, A.g.e., c. I, s. 69-70)

27-Şinasi Gündüz, A.g.e., s.137; http://en.wikipedia.org/wiki/Josephus; http://tr.wikipedia.org/wiki/Hirodes

28-http://tr.wikipedia.org/wiki/Kud%C3%BCs_zaman_%C3%A7izelgesi

29-http://tr.wikipedia.org/wiki/Hirodes

30-İncil: Luka, 3/1.

31-Kudüs/Yeruşalim kenti hakkında Tevrat’tan bir aktarma yapalım: “Ama kulum Davut’un ve İsrail oymaklarının yaşadığı kentler arasından seçtiğim Yeruşalim Kenti’nin hatırı için bir oymağı onda bırakacağım… Orada bulunmak üzere seçtiğim Yeruşalim Kenti’nde kulum Davut’un soyu yok olmasın diye, Süleyman’ın oğluna bir oymak bırakacağım.” (Tevrat: I. Krallar, 11/32-36)

32-Hikmet Tanyu, A.g.e., c. I, s. 80; http://tr.wikipedia.org/wiki/Hirodes

33-İncil: Luka, 1/8-9.

34-Tevrat: Çıkış, 28/1. Ayrıca bkz: Tesniye, 10/6.

35-Tevrat: Levililer, 6/22.

36-http://www.istekuran.net/meryem.html

37-Tevrat: Çıkış, 29/1-9.

38-Tevrat: Levililer, 5/10.

39-Tevrat: Levililer, 13/2.

40-Tevrat: Çölde Sayım, 1/50.

41-Tevrat: Levililer, 21/21–24.

42-Tevrat: Levililer, 22/10–15.

43-Cengiz Duman, “İsrailoğulları Kavramının Oluşumu Üzerine”, http://www.haksozhaber.net/author_article_detail.php?id=9386

44-Hz. Yakub’un, dayısının kızı ve ilk karısı Lea’dan üçüncü sırada doğan oğlu Levi’ye atfen onun soyunun oluşturduğu sıbta verilen addır. Levinin oğullarından Kehat ve ondan sonra onun oğlu Amram’dan Musa, Harun ve Miryam doğdular. (Bkz: Tevrat: Çıkış, 6/14-27; I. Tarihler, 6/1-81)

45-Harunoğulları şunlardır: “Harun’un oğlu Elazar, onun oğlu Pinehas, onun oğlu Avişua, onun oğlu Bukki, onun oğlu Uzzi, onun oğlu Zerahya, onun oğlu Merayot, onun oğlu Amarya, onun oğlu Ahituv, onun oğlu Sadok, onun oğlu Ahimaas.” (Tevrat: I. Tarihler, 6/50-53) ve bu silsileyi Hz. Zekeriyya ve karısı Elizabeth ve onlardan sonrasında da takip eden soy.

46-Tevrat: I.Tarihler, 23/2-24.

47-Tevrat: I.Tarihler, 23/13.

48-İncil: Luka, 1/9-11.

49-Mevdudi, A.g.e., c. II.

50-Tevrat: I.Tarihler, 24/3-4.

51-Galip Atasagun, İlahi Dinlerde Dini Semboller, s. 74-76, Konya-2002; Lütfi Kaçan, Ahit Sandığı, s. 22, Ataç Yay., İstanbul-2004.

52-Galip Atasagun, A.g.e., s. 76; Lütfi Kaçan, A.g.e., s. 24. Tevrat, Süleyman Mabedi’nin yapımını şöyle anlatır: “Süleyman bundan sonra RAB’bin Yeruşalim’de babası Davut’a göründüğü Moriya Dağı’nda Rab’bin Tapınağını yaptırmaya başladı. Yevuslu Ornan’ın olan bu harman yerini Davut sağlamıştı. Süleyman krallığının dördüncü yılının ikinci ayının ikinci gününde yapıyı başlattı.” (Tevrat: II.Tarihler, 3/1-2)

53-İncil: Luka, 1/5.

54-İncil: Luka, 1/36.

55-Fahruddin er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, c. XV, s. 286, Akçağ Yay. Ankara–1990.

56-İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkâmi’l-Kur’an, c. XI, s. 159. Buruc Yay., İstanbul-1997.

57-İncil: Luka, 1/6-7.

58-İncil: Luka, 1/67.

59-İncil: Luka, 1/1-3.

60-Şinasi Gündüz, A.g.e., s. 137; Kitab-ı Mukaddes Şirketi, İncil, s. 112.

61-İncil: Matta, 11/13; 14/5.

62-İncil: Markos, 8/28; 11/32.

63-İncil: Luka, 1/24-25.

64-İncil: Markos, 16/16; 20/6.

65-Kur’an: Enam, 6/85.

66-“İlyas da şüphe yok ki, peygamberlerdendi.” (Kur’an: Saffat, 37/123)

67-Salime Leyla Gürkan, Yahudilik, s.100, İsam Yay., İstanbul-2008.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir