Tevrat’a göre vaat edilmiş topraklar “Arz-ı Mev’ud” sınırları

Tevrat verilerine göre “Arz-ı Mev’ud”un tarihçesi
29 Nisan 2017
“Arz-ı Mev’ud” topraklarının İsrail oğulları sıbt’larına taksimi
29 Nisan 2017

Tevrat’a göre vaat edilmiş topraklar “Arz-ı Mev’ud” sınırları

Tevrat’ın, İbranice “Tora”, Hristiyanlar’ın “Pentatök” adı verdiği beş ana kitabından biri olan Tekvin kitabında; vaat edilmiş topraklar “Arz- Mev’ud”un mahiyeti, bu toprakların Hz. İbrahim ve soyu ile ilgisi ve İsrail oğulları ile bağlantısına ayrıntılarıyla yer verilmektedir.
Tevrat’a göre Yehova, Hz. İbrahim’e vadedilmiş topraklar olarak adlandırılan “Arz-ı Mev’ud”u, yukarıda değindiğimiz gibi onun istemesi, talebi gibi bir durum söz konusu olmadığı halde ona ve zürriyetine tahsis etmiştir.
Tekvin kitabında, yaşadığı ve tevhid mücadelesi verdiği Keldanî’lerin Ur şehrinden hicret eden İbrahim(a.s), Kenan topraklarındaki Şekem şehri –Bu günkü Filistin’in Nablus şehri- sınırlarında iken; “Arz-ı Mev’ud” müjdesinin, bizatihi Allah tarafından ve ilk defa verildiği bildirilmektedir. “Avram(İbrahim) ülke boyunca Şekem’deki More meşesine kadar ilerledi. O günlerde orada Kenanlılar yaşıyordu.” “Rab Avram’a görünerek, “Bu toprakları senin soyuna vereceğim” dedi. “[11]
Tevrat’ta, Hz. İbrahim’e ve onun nesline, dolayısı ile İsrail oğullarına, vaat edilen topraklarla ilgili birçok ifade bulunmasına mukabil tarif edilen “Arz-ı Mev’ud” sınırları muğlâktır. Bu durumu önemli bir ayrıntı olarak görmekteyiz. Hz. İbrahim Kenan topraklarına giriş yapmasından hemen sonra “Arz-ı Mev’ud” müjdesi verilmesi anlamlıdır. Dikkat edildiğinde “Kenan” toprakları sınırları haricinde bu husus dile getirilmemiş, Hz. İbrahim’in “Kenan” sınırlarına dâhil olması ile birlikte konu açılmıştır. İbrahim(a.s) Harran’da iken Yehova ona şöyle bildirimde bulunmaktadır. RAB Avram’a, “Ülkeni, halkını, babanın evini bırak, sana göstereceğim topraklara git” dedi, “Seni büyük bir ulus yapacağım, Seni kutsayacak, sana ün kazandıracağım. Bereket kaynağı olacaksın.”[12]
Tevrat ifadelerinde çizilen bu sınırlar değişkenlik gösterse de kabaca, Nil İle Fırat nehirleri arası olarak sınırlanabilecek şekilde tasvir edilmektedir diyebiliriz. Nitekim bu günkü Siyonist İsrail bayrağındaki iki çizginin bu sınırları remzettiği yorumlanmaktadır. “O gün RAB Avram’la antlaşma yaparak ona şöyle dedi: “Mısır Irmağı’ndan(Nil) büyük Fırat Irmağı’na kadar uzanan bu toprakları, Kenliler’in, Kenizliler’in, Kadmonlular’ın, Hititler’in, Perizliler’in, Refalılar’ın, Amorlular’ın, Kenanlılar’ın, Girgaşlılar’ın, Yevuslular’ın topraklarını senin soyuna vereceğim.”[13] “Ayak basacağınız her yer sizin olacak. Sınırlarınız çölden Lübnan’a, Fırat Irmağı’ndan Akdeniz’e kadar uzanacak.” [14] Oysa Tevrat metinlerinde değişik yerlerde “Arz-ı Mev’ud” “Kenan toprakları sınırlarını aşmakta coğrafik alan daha geniş olarak tarif edilmektedir. Bu durum Tevrat metinlerindeki tahrifatı gündeme getirmektedir. Önemli gördüğümüz bu hususa ileriki aşamalarda yeri geldiğinde tekrar değineceğiz.
“Arz-ı Mev’ud”un doğu ve batı sınırı Fırat ve Nil nehirleri olmasının özel bir manası olsa gerektir. Muhtemel ki, Cenab-ı Hakk; Hz. İbrahim’in, Fırat’ın kenarındaki Ur’dan başlayıp, Nil kenarındaki Mısır’a kadar süren hicretlerini içine alan bu toprakları, onun tereddütsüz teslimiyet ve tevekkülü karşılığı ödül olarak vermiştir. Bu yorumumuz mevcut fiili duruma hüsn-ü zan ile yaptığımız bir yorumdur.
Tevrat kitaplarında yer alan ”Arz-ı Mev’ud” tasvirleri arasında “Kenan” sınırları anlatımı şöyledir:“O gün Rab Avram’la(İbrahim) antlaşma yaparak ona şöyle dedi: Rab Musa’ya şöyle dedi: “İsraillilere de ki, ‘Miras olarak size düşecek Kenan ülkesine girince, sınırlarınız şöyle olacak: “‘Güney sınırınız Zin Çölü’nden Edom sınırı boyunca uzanacak. Doğuda, güney sınırınız Lut Gölü’nün ucundan başlayacak,Akrep Geçidi’nin güneyinden Zin’e geçip Kadeş-Barnea’nın güneyine dek uzanacak. Oradan Hasar-Addar’a ve Asmon’a, oradan da Mısır Vadisi’ne uzanarak Akdeniz’de son bulacak. Batı sınırınız Akdeniz ve kıyısı olacak. Batıda sınırınız bu olacak. Kuzey sınırınız Akdeniz’den Hor Dağı’na dek uzanacak. Hor Dağı’ndan Levo-Hamat’a, oradan Sedat’a,Zifron’a doğru uzanarak Hasar-Enan’da son bulacak. Kuzeyde sınırınız bu olacak. Doğu sınırınız Hasar-Enan’dan Şefam’a dek uzanacak.Sınırınız Şefam’dan Ayin’in doğusundaki Rivla’ya dek inecek. Oradan Kinneret Gölü’nün doğu kıyısındaki yamaçlara dek uzanacak. Oradan Şeria(Ürdün) Irmağı boyunca uzanacak ve Lut Gölü’nde son bulacak. Musa İsraillilere, “Miras olarak kur’ayla paylaştıracağınız ülke budur” dedi”[15]
Tevrat’ın, Sayılar kitabında, fiili “Kenan” sınırları etraflıca tasvir edilmişken; bu sınırların, Nuh’un diğer oğlu Sam’ın torunlarının yaşadığı Mezopotamya’ya kadar uzatılması, “Arz-ı Mev’ud” kavramında tahrif olgusunu güçlendirmektedir. Üstelik Fırat’a kadar uzatılan bu son sınırlara, İsrail oğullarının altın devri olarak tanımlanan “Krallar” –Davud, Süleyman- devrinde bile asla ulaşılamadığı da göz önüne getirilmelidir. Bu aşamada şu yorumu yapmak mümkündür. Yahudiler tarafından “Altın çağ” olarak nitelenen Davud ve Süleyman zamanında imkânlar varken “Arz-ı Mev’ud”un Tevrat’ta işaret edilen Nil ve Fırat sınırlarına kadar uzatılmaması; Sahih Tevrat’ta yer alan “Kenan” bölgesi “Arz-ı Mev’ud” sınırlarının tahrif edilerek genişletildiğinin en önemli göstergesidir.
Hz. Süleyman Yemen bölgesindeki Sebe kavmi topraklarına kadar haber alıp Tevhidi mesajları iletirken; Mezopotamya’ya kadar ilerleyip vaat edilen bu toprakları ele geçirmemesi akla muhaldir. Bu vakıa aslında sahih Tevrat nüshalarında, Kadim “Kenan” toprakları sınırları haricinde verilen sınırların “Arz-ı Mev’ud” içerisinde olmadığını, bu geniş sınırların daha sonra Tevrat’ın derlenişi ve yazıya geçirilişi esnasında bilhassa İsrail oğulları’nın Babil sürgünlerinin etkisiyle metinlere ilave edildiği kanaatini uyandırmaktadır.
Dolayısıyla Tevrat’ı derleyen ve yazıya geçiren İsrail oğulları ruhban sınıfı tarafından; Hz. İbrahim’in doğup büyüdüğü ve İsrail oğullarının Babil sürgününde onlara vatan olan Mezopotamya coğrafyasının sonradan Tevrat metinlerine ilave edildiği anlaşılmaktadır
Genişletilmiş vaat edilen toprakların, doğu ve batı olarak her iki sınırı; “Mısır Irmağı’ndan(Nil) büyük Fırat Irmağı” belli olduğu halde kuzey ve güney sınırları ile ilgili o dönemde yaşayan kavim isimleri haricinde bariz sınırlar verilmemiştir. Bu kavimlerin yaşadıkları ülkelerin sınırları ise müphemdir. Veya bu hususta ayrıntılı tarihi, coğrafik ve arkeolojik spesifik çalışma ve araştırmalara ihtiyaç bulunmaktadır.
Genişletilmemiş “Arz-ı Mev’ud”un güney ve kuzey sınırları ile ilgili kanaatimiz şöyledir; yukarıda serdettiğimiz gibi “arz-ı mev’ud”un doğu ve batı sınırındaki mananın, kuzey ve güney sınırları için de olması gerekir. Bu mantıkla gittiğimizde Hz. İbrahim’in Ur şehri sonrası hicret ettiği Haran, “Arz-ı Mev’ud”un kuzey sınırlarını ve Hz. İbrahim’in Mısır’dan “çıkış”tan sonra Lut peygamber ile yolculuk edip onunla yollarının ayrıldığı Sina ve Negev çölleri “Arz- Mev’ud”un güney sınırları olmalıdır.
Ancak Hz. İbrahim’den itibaren geçen süreç içersinde İsrail oğulları hiçbir zaman bu genişletilmiş sınırların tümünü içine alacak biçimde “Arz-ı Mev’ud”a sahip olamadığı görülmektedir. Daha ziyade Lut gölünün batısından başlayarak Kudüs, Hebron(el-Halil), Bir Şeba, Eriha gibi şehirler etrafında Kuzeyde Sayda, Şam’a güneyde Kızıldeniz’in eylat körfezine kadar uzanan “Kenan”a ait bölgede değişken oranlarda hâkim olabilmişlerdir. Asla, Fırat ve Nil’e kadar ulaşamadıkları tarihen sabittir. Hâkim oldukları bu bölgedeki hâkimiyetlerini devamlı olarak kaybettikleri malumdur.. Bu yüzden sürekli kaybettikleri “Arz-ı Mev’ud” toprakları sınırları genişletilerek vasıfları abartılarak bir Ütopya, Mitolojik unsur haline getirilerek bin yıllar boyu yaşatılarak günümüze kadar gelmiştir. Yanı sıra bu toprakları kurtaracak “Mesih” inancıyla birlikte görünen odur ki, “Yahudilik” yaşadığı sürece kıyamete kadar bu mitoloji devam edecektir.

Tevrat metinlerinde “Arz-ı Mev’ud”un tasviri:

Tevrat metinlerinde, vaat edilen topraklar olan “Kenan”ın methedildiği çeşitli tasvir ve tanımlamalara rastlamaktayız. İlk defa Mısır’dan hicreti anlatan “Çıkış” kitabında anlatılmaya başlanan bu tasvir ve tanımlamalarda “Yehova’nın vaat ettiği” Kenan” toprakları şu şekilde anlatılmaktadır: “Bu yüzden aşağıya indim. Onları Mısırlıların elinden kurtaracağım, o ülkeden çıkarıp geniş ve verimli topraklara, süt ve bal ülkesine, Kenanlılar’ın, Hititler’in, Amorlular’ın, Perizliler’in, Hivliler’in, Yevuslular’ın topraklarına götüreceğim.”[16] “Söz verdim, sizi Mısır’da çektiğiniz sıkıntıdan kurtaracağım; Kenanlılar’ın, Hititler’in, Amorlular’ın, Perizliler’in, Hivliler’in, Yevuslular’ın ülkesine, süt ve bal ülkesine götüreceğim.”[17] “İçinden geçip araştırdığımız ülke çok iyi bir ülkedir. Eğer Rab bizden hoşnut kalırsa, süt ve bal akan o ülkeye bizi götürecek ve orayı bize verecektir.”[18] “Musa’ya, “Bizi gönderdiğin ülkeye gittik” dediler, “Gerçekten süt ve bal akıyor orada!” “Onları atalarına ant içerek söz verdiğim süt ve bal akan ülkeye getirdiğimde, yiyip doyacaklar”[19] “İşte o zaman süt ve bal akan ülkeyi -bugün sizin olan ülkeyi- atalarınıza vereceğime ilişkin içtiğim andı yerine getirmiş olacağım.”[20] “O gün, onları Mısır’dan çıkaracağıma, kendileri için seçtiğim en güzel ülkeye, süt ve bal akan ülkeye götüreceğime söz verdim.”[21]
Tevrat’ta yer alan bu tasvirlerde vatansız kalan İsrail oğullarını, vaat edilen “Kenan” ülkesi için özendirme amaçlı tanımlamalarda bulunulduğunu gözlemlemekteyiz. Vatansız kalan İsrail oğullarının fiziksel olarak nasıl bir coğrafya olursa olsun eski vatanlarına dönmeleri, Yehova tarafından verilmiş yeterli bir nimetken, fazladan olarak “Kenan” topraklarının onlara özendirildiği, şirin gösterilmeye çalışıldığını görmekteyiz.
“Çıkış” sonrası ve “Kenan”a giriş öncesi anlatımları olan “Kenan” tasvirlerinde İsrail oğulları adeta; Yehova, Hz. Musa ve Yuşa tarafından ısrarla “Kenan” toprakları için inandırılmaya çalışılmaktadır. Oysa burası zaten İsrail oğullarına vaat edilen topraklardır dolayısıyla tasvir edildiği gibi olsa da olmasa da İsrail oğullarının bu ülkeye koşa koşa gitmeleri gerekirken adeta rica minnet “Kenan”a sokulmaya çalışıldıkları gözlemlenmektedir. Üstelik bu mitolojik tasvirli özendirmelere rağmen ”Kenan”a gitmek istemedikleri bu yüzden 40 yıl “süt ve bal” akmayan çölde yaşam sürdürmeye mahkûm oldukları malumdur.
“Kenan”ın “..süt ve bal akıyor orada” gibi tasvirleri mitolojiktir. Nitekim bu mitolojik anlatım “Kenan” ülkesinin ele geçirilmesinden sonra bile devam ettirildiği görülmektedir. Yeşu’nun “Kenan”ı ele geçirmesinden yüzlerce yıl sonrasını anlatan Kral Saul(Talut) dönemi anlatımlarında da bu realiteyi görmekteyiz. “O gün İsrailliler bitkindi. Çünkü Saul, “Ben düşmanlarımdan öç alıncaya kadar, akşama dek kim yemek yerse lanetli olsun!” diye halka ant içirmişti. Bu yüzden de kimse bir şey yememişti. Derken, her yanı bal dolu bir ormana vardılar. Askerler ormana girince, toprakta akan balları gördüler. Ne var ki, içtikleri anttan korktukları için hiçbiri bala dokunmadı. Yonatan babasının halka ant içirdiğini duymamıştı. Elindeki değneği uzatıp ucunu bal gümecine batırdı. Biraz bal tadar tatmaz gözleri parladı.”[22]
“Kenan” ülkesi için Tevrat’ta yer alan bu mitolojik içerikli ifadeleri şöyle yorumlamak mümkündür. Süleyman peygamber sonrası Babil sürgünlerine uğrayan İsrail oğulları Ruhbanları, vatansız kalan İsrail halkına umut vermek, onların inançlarını kuvvetlendirmek için bu şekilde mitolojik anlatımlarla “Kenan” topraklarına dönüşü veya yeniden ele geçirmeyi özendirme amacıyla bu mitolojik tasvirleri Tevrat metinlerine soktukları kanaatindeyiz.

Cengiz Duman
Araştırmacı-Yazar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir