DAVUD VE CALÛT (GOLYAT)  CENKİ

KUR’AN-I KERİM’DE CÂLÛT ŞAHSİYETİ VE MUFASSALLAŞTIRMA METODOLOJİ
6 Mayıs 2017
RAMAZAN ORUCU VE GEÇMİŞ ÜMMET ORUÇLARI İLİŞKİSİ
6 Mayıs 2017

DAVUD VE CALÛT (GOLYAT)  CENKİ

Hz. Davud İsrail oğulları kıralı olan Saul’ün (Kur’an kıssasında Talût olarak geçmektedir) yanında silahşor olarak görev aldığı sıralarda tahminen 20 yaşlarında bir delikanlıdır.

Babasının sekiz çocuğundan en sonuncusu olan Davud; ailesinin sürülerini gütmekte olan bir çobandır. Yani Kral Talût’un yanına iyi bir silahşor olarak girdiğinde bile asıl işi çobanlık olan bir gençtir. Soylu bir aileden gelmemektedir, çok iyi bir eğitim almamıştır, dışarıdan bakıldığında vasıfsız ve hor görülebilecek konumdadır.

Nitekim Talût zamanındaki peygamber olan Samuel peygamber Davud’u kral olarak mesh ederek kutsamaya geldiğinde; Davud’un babası yedi oğlunu göstermiş ancak çobanlık yapan Davud’u hem çoban hem çok genç olması hasebiyle Samuel peygambere göstermeyi aklına bile getirmemişti. “(Samuel peygamber) Sonra (Davud’un babası) Yesse, “Oğullarının hepsi bunlar mı?” diye sordu. Yesse, “Bir de en küçüğü var” dedi, “Sürüyü güdüyor.”

İsrail oğullarının Filistinlilerle olan savaşı başlamadan önce savaş meydanına babasının isteği ile ağabeylerine bakmak için gelen Davud’un, ağabeyi tarafından aşağılanma cümleleri onun ne kadar değersiz, hor görülen bir konumda olduğunu göstermektedir. “Ağabeyi Eliav Davut’un adamlarla konuştuğunu duyunca öfkelendi. “Ne işin var burada?” dedi, “Çöldeki üç beş koyunu kime bıraktın?”

Babasının isteği üzerine savaş meydanına gelen Davud’un “Kenan” topraklarındaki putperest Filistinlilerin ünlü silahşoru Golyat’a (Calût) meydan okuduğunda önce İsrail oğullarının askerleri sonra kral Talut onu önemsemez. “Davut, Saul’a (Talut), “Bu Filistinli yüzünden kimse yılmasın! Ben kulun gidip onunla dövüşeceğim!” dedi. Saul, “Sen bu Filistinliyle dövüşemezsin” dedi, “Çünkü daha gençsin, o ise gençliğinden beri savaşçıdır.”

Bütün hor ve basit görülmelere rağmen Davud’un kendine olan güveni ve bu iddialı konumuna gelmedeki, basit görülecek çabaları, hedeflerine ulaşmak için gayret gösterenler, azimle çabalayanlar için bir örneklik teşkil etmektedir. “Ama Davut, “Kulun babasının sürüsünü güder” diye karşılık verdi, “Bir aslan ya da ayı gelip sürüden bir kuzu kaçırınca, peşinden gidip ona saldırır, kuzuyu ağzından kurtarırım. Eğer aslan ya da ayı üzerime gelirse, boğazından tuttuğum gibi vurur öldürürüm. Kulun aslan da, ayı da öldürmüştür. Bu sünnetsiz Filistinli de onlar gibi olacak. Çünkü yaşayan Tanrı’nın ordusuna meydan okudu. Beni aslanın, ayının pençesinden kurtaran Rab, bu Filistinlinin elinden de kurtaracaktır.” Saul, “Öyleyse git, Rab seninle birlikte olsun” dedi.”

Hz. Davud’un, Kral Talût’a verdiği bu muhteşem cevapta; hem kendine güveni, hem çok iyi silahşorluğunun hazırlık aşamasının izahı ve hem de Allah adına onun dinini ikame etme gayretinin ipuçları bulunmaktadır.

Hz. Davud, putperest Calût’la savaşmadan önce savaşçı gücünün ve bu gücün dayanağını şöyle belirtmektedir. Hem iyi silahşordur hem Allah’a güvenmektedir hem bir inanç (Tevhid) uğruna savaşmaktadır. Yani hem tedbir, hem tefekkür, hem ideal hem de tevekkül hepsi bir arada bulunmaktadır.

Hz.Davud’un bu tedbir, tefekkür, ideal ve tevekkülüne karşılık aynı dine mensup İsrail oğullarının; putperest Filistinli Calût’u (Golyat) gördüklerinde onun zırhları, ünü ve savaş tekniğinin propagandası karşısında nasıl bir tavır aldıklarına bir bakın! “Gatlı Filistinli, Golyat (Talût) adındaki dövüşçü Filistin cephesinden ileri çıkarak daha önce yaptığı gibi meydan okudu. Davut bunu duydu. İsrailliler Golyat’ı görünce büyük korkuyla önünden kaçıştılar ve çok korktular.”

İmanın mertebeleri var mı derseniz, işte size örneği: İmanı çok güçlü bir çoban; çok genç yani tecrübesiz, üstelik Kral Talût hariç kimse ona ve onun putperest Calût’u yeneceğine inanmıyor. Arkasında ona dayanak olacak güçlü bir topluluk yok. Ama karşısında her türlü savaş donanımına sahip, çok güçlü bir savaşçı ve şöhreti yani propagandası ve onun haricinde arkasında rakibini alt edeceğine inanmış putperest Filistinliler ordusu olan Calût (Golyat) var.

Talût bu çetin şartlarda çaresiz kaldığından dolayı Davud’un savaşmasına razı olur. Onu meydana sürerken de kendi savaş giysileri ile onu techiz etme gayretine rağmen, Davud’un üzerine istemeden giydiği bu savaş giysileri de onun üstüne oturmaz. Çünkü o, silahşor savaşına uygun yetişmiş bir savaşçı değildir. O bir çobandır!.. ” Saul, “Öyleyse git, Rab seninle birlikte olsun” dedi. Sonra kendi giysilerini Davut’a verdi; başına tunç miğfer taktı, ona bir zırh giydirdi. Davut giysilerinin üzerine kılıcını kuşanıp yürümeye çalıştı. Çünkü bu giysilere alışık değildi. Saul’a, “Bunlarla yürüyemiyorum” dedi, “Çünkü alışık değilim.” Sonra giysileri üzerinden çıkardı.”

Silahşorlar savaş meydanına çıkmıştı. Meydanın bir cephesinde tam savaşçı donanımıyla putperest Calût, diğer cephesinde elinde sapan ve beş adet taş olan Müslüman Davud…. Tam bir orantısız güç!..

Calût’a bir bakın! Heybetine, teçhizatına, insanların ona güvenli bakışlarıyla manevi desteğine…  “Filistin ordugâhından Gatlı Golyat (Talût) adında usta bir dövüşçü ortaya çıktı. Boyu altı arşın bir karıştı. Başına tunç miğfer takmış, pullu bir zırh kuşanmıştı. Tunç zırhın ağırlığı beş bin şekeldi. Baldırları zırhlarla korunmuştu. Omuzları arasında tunç bir pala asılıydı. Mızrağının sapı dokumacı tezgâhının sırığı gibiydi. Mızrağın demir başının ağırlığı altı yüz şekeldi. Golyat’ın önü sıra kocaman kalkanını taşıyan bir adam” yürüyordu.

Calût’un bu muazzam görünüşünün aksine, Davud’un üstünlük arz edecek bir durumu yoktu. Tamamen kendisi de görünüşü de bir çoban olan bir silahşor!.. “Değneğini alıp dereden beş çakıl taşı seçti. Bunları çoban dağarcığının cebine koyduktan sonra sapanını alıp Filistinli Golyat’a (Calût) doğru ilerledi.”

Karşısında ummadığı bir savaşçı profili bulan Calût, Hz. Davud’un bu çoban haliyle alay edip onu küçümseyerek kendi alıştığı ve düzenli silahşor taktiği ile savaşarak karşı karşıya gelmelerini teklif etti. Tabi bu tamamen tuzaktı. Orantısız bir güç dengesi vardı ve güçlü konumda olan Calût, Davud’un kendi istediği taktikle mücadele etmesini istiyordu.

Allah’ın takdiri ve ferasetle “Allah’ın Nuru”yla baktığı için istediği gerçekleşmiş ve Calût’un zayıf tarafını yakalamıştır. Elindeki silahı ona göre kullanacak ve onu tam zayıf yerinden vuracaktır. Yani silahını da hedefini de küçümsememektedir. Ancak iyi yere nişan almalı hedefi vurmalıdır ki üstün gelsin. İşte tedbir, tefekkür, ideal  ve tevekkül’ün; Allah tarafından takdir edilen sonucu!.. “Elini dağarcığına sokup bir taş çıkardı, sapanla fırlattı. Taş Filistinlinin alnına çarpıp saplandı. Filistinli yüzükoyun yere düştü. Böylece Davut Filistinli Golyat’ı(Calût) sapan ve taşla yendi. Elinde kılıç olmaksızın onu yere serdi. Sonra koşup üzerine çıktı. Golyat’ın kılıcını tutup kınından çektiği gibi onu öldürdü ve başını kesti. Kahraman Golyat’ın öldüğünü gören Filistinliler kaçtılar.”

Gördünüz mü, ferasetle, “Allah’ın nur”uyla bakarak atılan Davud’un küçücük sapan taşında, bir Müslümanın neler başarabileceğini?

Tevrat’tan alıntıladığımız bu kıssa; inanmış, tedbir, tefekkür ve tevekkül etmiş müslümanların, dev(!) “küresel küfür güçleri”nin imkânları ve destekleri de dâhil, orantısız güçlü bir ordunun sahibi olan kâfirlere karşı neler yapabileceğini anlatır.

 

 

*   Yazıda alıntılar yaptığımız kıssa sahneleri tamamen Tevrat’ın I. Samuel kitabındaki Davud kıssasından aktarılmıştır. Bu Tevrat kıssasının mücmel hali Kur’an’ı kerim’de Bakara suresi 247–252. ayetlerde zikredilmektedir. Kur’an’da, Davud ismi hariç diğer şahsiyetlerden bazıları değişik isimlerle zikredilmiştir. Bu farklılıkları parantez içi olarak yazımızda belirttik.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir